Vizyon
Orta Doğu bataklığında yaşayan insanların; ister seve seve, isterse bedel ödeye ödeye kabul etmeleri gereken bir durum var. Nedir o? Bu topraklarda ya avsındır ya da avcı
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Alçakları sevmeyenlerin favori şarkılardan da birisidir ''Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi sen bu işin sonunu düşünmedin mi?'' diye de söyler dururlar... Alçaklarda bu şarkıyı duysalar bile alçaklıklarından vazgeçmek bir yana, daha başka nasıl bir alçaklık yaparız diye, arpacı kumrusu, pekin ördeği, Kanada Serçesi, hatta tavus kuşu gibi düşünür
Siz böyleyken Daha siz kendi yaşamlarınızda olan bitene eyvallah çekmişken Tekrar bir kurtarıcı ve tayfası gelip niye çarkı alt üst etsin ki?
Eylül dendi mi aklıma iki büyük cinayet geliyor; biri 11 Eylül Amerikan ikiz kulelerin vurulup, masum insanların ölmesi ve bu bahane edilerek hem Afgan, hem Irak halkına yapılan zulüm. Diğeri ise 12 Eylül'de devlet eli kullanılarak işlenen cinayetler.
Tuz ruhu değil bu, yetmiş yıldır süregelen NATO Ruhu... Hani müttefikiz ya, hem Sam Amca ile hem de ufak tefek yavruları ile... Macron birader ile, Angela Yenge ile üzerinde güneş, bazen batan bazen batmayan ülke ile... Ne NATO imişsin be sen! Srebrenitzada katil Sırplar, Müslümanları şehit ederken, üstelik
Kötülerin Fatihası olmaz, okunsa dahi kabul olmaz Ben mezar taşını kıramasam da illa biri kırar
20\. ve 21. yüzyıl barış ve insanlığa verilen değer açısından tam bir fiyaskodur. Yirminci Yüzyılda iki dünya savaşı ve sayısız bölgesel savaş, darbe, kargaşa mazlum insanlarında bu savaşlarda can vermesine, şehirlerin yerle bir olmasına sebep olmuştur... Kitlesel imha silahları ilk kez yirminci yüzyılda kullanılmış ve yüz binlerce insan
Türkiyede siyaset üzerine yazılan çoğu yazılar; kulis yazısıdır, yani ucuz kahramanlık yazısı Çoğu insan siyaset arenasında neler olup bittiğini, kahvehanelerden bile öğrenebilir.. Oysa önemli olan, bugünlerin bizi yarınlara nasıl götüreceği değil midir? Burada aydın denilen kişiler, taşın altına elini sokmalı değil midir?
Doğu-İslam toplumlarında kraliçelik gibi bir kurumun olmayışı kadının dinsel gerekçelerle aşağılanmasının en önemli göstergelerinden biridir. Padişah anaları ya da karılarının Osmanlı sarayında çevrilen dolaplarda bir hayli etkili olduğu doğrudur. Ancak, bu Osmanlının iç ve dış politikasını kapsamaz ve haremdekiler Valide Sultan mertebesine bile yükselseler Batıdaki kraliçeler kadar etkin
Bugün Avrupada bazı devletler, ayrılmıştır. Yugoslavya, Çekoslovakya gibi ülkeler bölünmüştür. Ama Batılılar bunlara bir şey dememişlerdir. Olaylar karşısında sessiz kalmışlardır. Ama aynı Batılılar, her nedense Kıbrısta iki toplumu birleştirmek istemekte ve bunda ısrarcı olmaktadırlar.
Türkçe' nin Devlet Eliyle Bozulması...
Sovyetler Birliği'nin 1922'de kurulmasının ardından Moskova Kırım Tatarlarını özerk yerli nüfus olarak tanıdı. 1920 yılında Tatarlar Kırım'da gazeteleri, eğitim kurumları, müzeleri, kütüphane ve tiyatrolarıyla kendi kültürlerini geliştirme imkânına sahipti.
Şair Nailînin (ö. 1666) bir gazeli şu beyitle başlar:
Mârız ki asâ-yı kef-i Musâda nihanız
Mâr anlama mûruz ki teh-i pâda nihânız.
Yani, Biz yılanız; Musanın elindeki asada gizli bir yılan Belki yılan da değiliz; ayak altında ezilen bir karıncayız biz.
İşbirliği demek El mantalitesi dediğimiz sömürgeci köleci, egemenlerden pay almakla; onların sözcülüğünü yapan propagandalarla sömürüye yol açan tutumlardır. El mantalitesi ön ittifaklı, temel toplumsal sözleşmeye aykırı olan mana ya da söylem gücüdür.
Cumuriyet inkılapları döneminde musıkimiz...
GAMUH teşkilatı hiç bir ülke, kurum ve kuruluşlardan yardım ve destek almamaktadır. Tek güvenceleri orada yaşayan yaklaşık 50 milyonluk Oğuz Azerbaycan Türkleridir. Tabii bunun yanında Kardeş ve can bildikleri Türkiye’dir
Hümanizm insanı değişik farklılıkların üzerine çıkarmak, dini ve milliyeti ne olursa olsun insanca muamele edilmesi gerektiği fikrine dayanıyordu. Batıda mezhep kavgaları, Hıristiyan milletlerin birbirlerini boğazlamaları kızışınca, hümanizm fikri de revaç buldu; bu düşünce sistemi de laik devletin doğuşuna zemin hazırladı.
1906 yılında Taşnak terör örgütü üyesi Ermeni kundakçılar Abdülhamiti içine saatli bomba konmuş bir at arabasıyla öldürmek istemişlerdir. Fakat zaman ayarlı bomba patladığı sırada Abdülhamit uzakta olduğundan suikasttan şans eseri kurtulmuş, Tevfik Fikret ise bu olay üzerine "Bir Lahzai Teahhur" şiirini yazmış, terörü ve teröristleri övmüştür.
Fetih sırasında Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin kabrini keşfetmesi, Osmanlı ordusunun moralini yükseltmiştir.