Beyaz Ötesi Beyazlar…
Demokrasiyi sandığa oy atmakla sınırlı gören, görmek isteyenlerle seçtikleri, demokratlığı kimselere bırakmıyor; demokrasiyi anlamanın ilk basamaklarında bile değillerken.
"Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş baltadır. — Franz Kafka"
"Bir kitap, içimizdeki donmuş denize indirilmiş baltadır. — Franz Kafka"
Demokrasiyi sandığa oy atmakla sınırlı gören, görmek isteyenlerle seçtikleri, demokratlığı kimselere bırakmıyor; demokrasiyi anlamanın ilk basamaklarında bile değillerken.
-Esbab-ı Nuzülden, Tefsirden, Buhariden, Tırmiziden, Bakaradan, Nisadan, Ahzaptan ıslanmadan; iki salla, bir bağla yaparak Müslüman olduğunu sanan Sen.
-Rönesans ve Reformdan, 1789 dan, Tanzimattan, Cumhuriyetten kana kana içmeden; denize girip, bira içmeyi çağdaşlık sanan “elhamdülillah atatürkçüyüm” ya da “Allah laiklikten ayırmasın” diye absürd dualar eden Sen.
Türkiye geneline bakıldığında, hani şöyle sakin bir kafa ile el etek çekmiş bir vaziyette düşünmek bile 'yarınlar' olarak şişirilmiş bir gelecek saplantısından başka birşey bırakmıyor insana...
"Ben-ben-ben, ben-ben-ben" diye düşünerek yaşayan insan, çoğu kez sorumsuz sonuç değil, sorumsuz nedendir…
Hani derler ya:
"Okuduğunu bile anlayacak kapasitede değil..."
İnanın, buna bile razıyım.
Okusun da anlamasın. Yeter ki okusun.
“Bekledim de gelmedin” şarkılarının yankılandığı topraklarda ne beklenenler benzer, ne de sihirbazlar gelir. Gelenler de sihirsiz değnekli gelir.
Birçok şey hepimizin gözünün önünde olup bitiyor fakat görülmesi gerekeni ancak bazılarımız görüyor. Mesele birilerinin bakmasıyla görmemiz gerekene vakıf olması ile bitmiyor zira bundan böyle hepimiz yeri geldiğinde kullanabileceğimiz, istifade edebileceğimiz, hayatımızı, his ve düşünce yapımızı diğiştirebileceğimiz, renk katabileceğimiz bir kaynak kazanmış oluyoruz.
İnsanın bu kadar safsata arasından doğru şeyi seçmek için biraz durup düşünmesi gereklidir. Çünkü bilgi kirliliği o kadar büyümüş ki, neye inanmak gerekir, kime inanmalıyız belli değil.
Ne var ki, hala düşünen bir beyine sahip olduğumuz için insan diye isimlendiriliyorsak, bunun hakkını vermemiz gerekir. Ne yaptığımızı
..Ben çocukluk yıllarımda televizyon izlemeyi severdim. TRTnin bilindik sakin haber anlatımlarının dışında telaşlı yüksek sesli bir muhabiri dikkatimi çekerdi merak uyandırırdı on yaşında bir çocuk için.
Şu insanlık denilen şeyi gelin tanımlayalım. İnsanlar ve yaratıklar.
İnsanın anlatımı aslında kolaydır ancak insan olmak o kadar kolay değildir. Şimdi siz nesi zor bunun, doğduğumdan beri insanım ben diyorsunuz. Ben bunu inkar edemem hepinizin adı insan haklısınız, ama bence...
Bu yazı sonsuza dek kendisine olan saygısını kaybetmekten korkan tüm düşünen insanlara atfen kaleme alınmıştır . Kendimiz için ,kültürümüz için,ülkemiz ve dünyamız için kaygı güden tüm dostlara seslenen bir çağrının başlangıcıdır. İdeolojiklerden uzak , partiler üstü ,kişilerin tekelinde olmayan bir düşünme ve fikir üretme çağrısıdır .
Uçurum insanlar tarafından her zaman korkunç bir yer olarak bilinir . Her insan aynı değildir anlamlar insandan insana göre değişir .
Dün önemli bir gündü;dünya kadınlar günü. Eminim birçok kadın sevindi,birçok kadın üzüldü, birçok kadın umursamadı, birçok kadın da gözyaşlarını ya içine, ya mendillerine akıttı.
Komşuluk kalmadı artık.Millete günaydın yada iyi akşamlar deyince cevap vermek bir yana insana kötü bir şey söylemişsin gibi bakıyorlar.Atalarımız ne güzelde söylemiş "Ev alma komşu al" diye Helede bir sitede oturuyorsanız geçmiş olsun.
Galiba pek normal olmadığımı hassasiyetle, ilk teşhis eden rahmetli büyük annem oldu.
‘Bu kız, pek bir acaip’ demişti.
Hafif kınayan bir ses tonuyla.
Daha çocuk yaşlardaydım.
Yani, bu tasvip edilmeyen ‘zıpır’ biri olacağım konu
Bu âleme anlam kazandıran şaheseri, hangi ölçülerle tespit ederek, yaratanın azametini idrak edeceğiz!
Bu azamet ve haşmet karşısında, kul olabilmenin şuuruna nasıl varacağız?