Türkler niçin sorunlarını ortaya koyamıyorlar?
Günlük yaşamımızda ne kadar çok gereksiz, haksız, durumlarlarla karşılaşırız da; acaba kaçımız bu yanlışlığı düzeltmek için girişimde bulunuruz?
"Yazmak, aslında kendime yazdığım mektuplardır; ama neyse ki postacım bazen başkalarına da dağıtıyor." - Umberto Eco"
"Yazmak, aslında kendime yazdığım mektuplardır; ama neyse ki postacım bazen başkalarına da dağıtıyor." - Umberto Eco"
Günlük yaşamımızda ne kadar çok gereksiz, haksız, durumlarlarla karşılaşırız da; acaba kaçımız bu yanlışlığı düzeltmek için girişimde bulunuruz?
Üniversitede okuduğum dönemde yerel bir dergide yayınlanması amacıyla yazdığım amatörce bir deneme yazısıdır. Dünya görüşümü yansıtan bir yazı olduğunu söyleyebilirim.
Sevgi, Mevla ve Mevlâna merkezli ve Yunus gönüllü olunca sınırlama getirme imkânı bulunmamaktadır. Gel gör ki, bu minvalde sevgiyi barındıracak gönlü taşıyacak beden yapısının da kale gibi sağlam, derya gibi geniş, toprak gibi mütevazı, güneş gibi cömert olması icap etmektedir.
Büyüklerin dünyası hep kavgalıdır, çocuğa ilk ''Sesin ne kadar çok çıkarsa, o kadar haklısındır,'' öğretilir. Kavgaya karışınca da herşeyi çok iyi bilen büyükler karışır olaya, disiplin kurulları, evde aile meclisi. Kimse neden,niçin diye sorgulamaz,ucu
ve sonun da imzayı bastırır. Sonrası da evlere şenlik. Adam da geyiklere karşı bir alerji oluşur. Avcı arkadaşı var ise onlardan kopar. Yanında hayvanat bahçesinden kesinlikle bahsedilmesin ister. National Geographic proğramlarını kesinlikle izlemez. İzlemez ama yine de geyiklerden kaçamaz. Ya geyik veya çatallı boynuzları düşlerine girer...
Laikliğin doğum yerine baktığımız zaman Avrupa olduğunu görmekteyiz. Sebebi de çok basit; ortaçağda karanlığı yaşayan Avrupa’da, kiliseler ya da kilise temsilcileri eliyle halka zulüm yapılmaktaydı. Zoraki vergiler, toprakların kiliseye ait olması, düklerle papazların siyasi arena da algülüm-vergülüm ile halkın emeğinin sömürülmesi vs.
Laiklik Avrupa’da haksızlığa bir
Sokakta yürüyorum. Bir yere gitmem lazım fakat yolu bilmiyorum. Orada duran polise soruyorum. Cevabı ise hepsiyle aynı; "Aha şurdan!"
Tarihin bu ülkeye yüklediği anlam aşkta kendini epeyce hissettirmektedir. Ganimetçi bir geçmiş mi buna sebep olan yoksa burjuvalaşamamış nesiller mi, yoksa hiç ilgisi yok biz çok farklıyız diyen anlayış mı? Cukkacılarla romantikler arasına sıkışıp kalanlar sorsunlar bu soruyu kendilerine. Aşkla tarihin ne alakası var diyenleri de gayet normal
Fransızca'dan dilimize geçmiş ve din ve devlet işlerinin ayrılması manasındakı bu kelimenin aslı Latince "laicus" yani din adamı olmayan kimse, din adamı dişında kalan halktır.
Atlantik ve sanayii devrimlerinin arkasındaki esas iteneklerden biri de kilise ve feodalitenin saf dışı bırakılması gerçeğidir ki Avrupa teknolojik kalkınmayı böyle
Koca bir toplumun herhangi bir mensubunun kendince topluma bakışının sonunda ortaya çıkan alelade düşüncelerin birleşmesinden oluşan öylesine bir yazı...
Başkaları için yaşamak sıddıkların şiarıdır. Kullukta sadakatleri tasdik edilenlerin…
...
Rableriyle ve kendileriyle o kadar barışıktırlar ki başkalarını yıkıp geçen bela ve musibet dalgaları bunlara çarptığında, sanki okyanus sahillerini yalayıp dönen munis kediler gibi kalırlar!
...
Onlar mü’min kardeşleri için
...eşitsizliğin insanın kafatasının rengine ya da cinsine göre yapılmasını elbette hiç doğru bulmuyorum, ancak yine de bir eşitsizliğin olması gerektiği taraftarıyım ve bu tip bir denge o kafatasının içindekilere ve o içeriği kullanabilme yeteneğine göre
hukuk düzenimizin ne kadar adil olduğu hakkında sizi yönlendirecek bir yazı değil sadece kafamızda birtakım sorular uyandırmak için yazılmış bir yazı...
Oğuz Atay