Düşümdeki Yağmurlar
Bir sürü resim çektiriyor bizim yeni sevgililer. Gülerken,
öpüşürken, her anı ölümsüzleştiriyorlar.... Sonra birden ağlamaya başlıyorlar.
"Yarınlar hepimiz için bir muamma; ama bugün, en azından kahvemizin soğuk olmadığı kesin." — Douglas Adams"
"Yarınlar hepimiz için bir muamma; ama bugün, en azından kahvemizin soğuk olmadığı kesin." — Douglas Adams"
Bir sürü resim çektiriyor bizim yeni sevgililer. Gülerken,
öpüşürken, her anı ölümsüzleştiriyorlar.... Sonra birden ağlamaya başlıyorlar.
Biliyor musunuz filler günde yalnızca iki saat uyurmuş... Geri kalan yirmi iki saatte insanları uyandırmalarına ne dersiniz?? Yoksa biz mi fil olsak...
Uzaklarda da olsan, sen uyu yavrum ne olur… Üzerini yıldızlarla örtüyorum ben… Her gece seninle sabahlıyorum… Kim demiş yoksun diye… Nur yüzlü yavrum, bereketli topraklarımın nadide çiçeği, duru ve sakin yüreğime ışıklı ellerin cennetiyle yazılmış bir kitabe gibisin… Gözlerimdeki cenneti yaşatan o ellerde her dem yaşatmaktayım seni… Oynadığımız
hani yaşamak dedikleri...
kanatsız bir uçuş gösterisi..
bütün hız sınırlarını aşabilmek en tepeden dibe doğru..
çakıldığın noktadan yükselen dumanı izlemek..
Yağmura tutuldum ıslandım bir anda ama bitti. Yağmur dindi çoktan güneş açtı buralarda. Hem neden merak edeyim seni? Neden söyle bana, sen zaten hiç olmadın ki! ....
Çünkü müzik rahatlatırdı beni,ağlardım müzik dinlerken,bambaşka düşüncelerin yer almasını sağlardı beynimin içinde,açtım teybi ve yanı başımda ki hüzünlü güzelin kulaklarına gönderdim Yaşar Kurt ' un Martı'sını.Önce o hep gördüğüm ukala bakışları ile yan
Icime demir atmis bir huzun var.. Baslangicini bir turlu hatirlamadigim.. Sanki dogum izi gibi...
Çalınmış suratlarla yaşayan herkesin suratına okkalı bir tükürük, yiyeceği en kötü dayaktan daha ağır.
En kötüsü ne kaybettik biliyor musunuz? Gün geçti yaşama tutunmak adına "BİZ OLMAYI KAYBETTİK." Seni seviyorum demenin, zor bir söz olmadığını öğrenemedik.Gördüğümüz sevdiğimiz insanı son kez görecekmiş gibi düşünemedik. Hep yarını düşünüp, hep yarını yaş
Ne zaman seni düşünsem; usuldan bir şiir başlar gökyüzünden, dökülür ağır ağır saçlarıma. Tepeden tırnağa mısraya batarım, tepeden tırnağa aşka...
Bana oyle gulumseme.. Sanki hersey, butun bu akan su duruyor bir anda.. Veya gulumse.. Su ne umrumda...
Yağmur... Hüznü de koynunda taşıyan afet... Benden daha mı dolusunda taşıyorsun sen... İçin benden daha mı çok yağıyor da akıyorsun! Bana inat mısın lanet olası! Neler taşıyabilirsin ki sen kara bulutlarından başka? Ağırlığı ne ki? Onla boy ölçüşebilir mi
kimsesiz düşler yaşadım, paramparça yalnızlıklarımda ve sahipsiz gecelerde avuttum benliğimi, sırf sana inat sırf sensizliğe karşı...
İnsanın kendini keşfetmesi, aya ilk adımın atılmasıyla eşdeğer değil mi..? Yapılması gereken, üzerine doğru yürümek sadece. Yaşamda; Geleceği oluşturmak, geçmişin birikimleri üzerine olmaz mı?
“Seninle; masmavi, pırıl pırıl gökyüzü gibi berrak;
delicesine, coşkun akan bir nehir gibi olan dünyam,
Sensiz; yağmura hasret, verimsiz, çorak topraklar gibi...”