Meçhule Yazılmış Mektuplara Arka Kapak Yazısı
Gerisi okuyucuya kalmıştır. Niyetimiz hayırdır. Hayra vesile olunuz ki hayra karşı gelesiniz…
Selâm olsun merhabamıza gönlünü açanlara…
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Gerisi okuyucuya kalmıştır. Niyetimiz hayırdır. Hayra vesile olunuz ki hayra karşı gelesiniz…
Selâm olsun merhabamıza gönlünü açanlara…
Hâlin ve istikbalin cümle güzelliklerini, siretinde ve suretinde dercetmiş bir nihâli anlatmanın ne kadar zor olduğunu takdir edersiniz…
Kırlara gitsem…
Baharın ilk çiçeklerini koparmadan koklasam, sevsem…
Bayır aşağı koşsam…
Bugün, içimde mahiyetini tam izah edemeyeceğim bir asudelik var. Belki de, yüreğimin kanaviçesine işli kalan; kadim tebesümünü hatırlayarak uyanmama borçluyum bu asudeliği. Anlaşılan bu mektubu kaleme alırken her zamankinden farklı bir ruh hâlinde olacağım.
Biz edebiyat kitabında yer alan matematik probklemi gibiyiz. Kim anlar problemimizden sevgili. Daha çarpım tablosunu bile ezberleyemeyenler mi? Yoksa iki kelimeyi bile bir araya getiremeyenler mi? Boşver sevgili... Biz güzel bir yüzden dökülen yaşlar gibiyiz. Ne güzel ağlıyor diyenler mi bize mutluluk yüzü gösterecek sevgili. Biz sokak çatışmasındaki
“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini; yoksa öleceğini bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu
Hiçbir zaman tam anlamıyla kontrol edemeyeceğim duyguların yazıya dökülüşüdür bu, kağıt üzerinde yer alamayacak kadar soğuk bir dökülüş.
Yolumun sonunda cehennem varsa, ayak altıma İran halıları sersen ne çıkar. Bana öyle gel deme, çek ayak diplerimden saltanatını. Bana lüks caddelerde hız yapan spor araba olacaksan eğer, benim başıma gelen en büyük hata olursun. Çünkü ben başımı alıp dağlara çıkmak isterim. Dağlarda, soğuk sular içmek, çiğdemlerle hemhal
Tanıdık tanımadık herkese bir merhaba sunmak.
Selamsız geçip gitmek, burnumuzu mu büyütecek sanki.
Biraz da meyveli ağaçlar gibi başımız aşağıda olsa.
Gömleğimin her düğmesinde sen vardın sevgili. Parmak izlerinin dolu olduğu göğsümü senin ellerine bırakırken, yüreğime işlerdi dokunuşların. Gömleğimin her düğmesi teker teker açıldığında, elin uzanırdı tenden örtülerime. O tenimden örtülere parmak uçların, sanki oyalı süslemeri nakış nakış işlerdi. Oysa hiç kimse senin kadar tenimi süsleyemedi. Ellerinin güzelliğini senden
Belki daha ötelere, bir vakitlerin bozkır görünümlü ufuklarına savrulurum oradan, yeni günün telaşına kapılmış kerpiç damların üzerine; çayır kokusuyla girdiğin kaçamak düşlerime ya da. Yaklaştıkça gökkuşağına dönüşürdü gülümseyişin. Yine de zihnime kazınmış bir yüzün olduğunu söyleyemem sana.
Her şey zamana dağılır. Ruhum içimde bayılır. Olur bazen, kendini bulursun, her daim umutlusun! Sevgiyle hüzünler seni bırakır. Dorukta sevgi, unutamazsın bu anı! Kurtuluşun nidaları, gerçeklikle yankılanır! Ruhun acıları, gerçeklerle dağılır!
Bir kör olarak bana sorulan sorular ışığında böyle bir deneme yazmaya karar verdim...
Ağaçlara öz suyun uzun bir sabır döneminden sonra yürüyüşü.
Kuşun merhaba deyişi bahara.
Toprağın merhaba deyişi.
Suyun,havanın merhaba deyişi.
Çiçeklerin kendilerini gösterişi,renk renk varız biz de deyişi kainata.
ne zormuş herşeyin yalan olduğunu öğrenmek ama yine de ona inanmayı istemek...
Büyük, saydam, korunaklı ve huzurlu bir yerdi. Ellerinin aradığı, sesinin yankılandığı, büyüleyici bir anıydı. Resimler hatırların temsili, acılar mutlulukların gölgesiydi.
Nedeni zorunlu bir temayı gösteriyor. Zorunlu ve akıcı. Yenileyici ve kalıcı. Rüzgar sonsuz bir ritm, anlatılanlar kuruntusuz bir ilim. İşte seçimlerin getirdiği yer ! İstekler değil,
Halid Ziya Uşaklıgil