Otobüs Durağında Canlı Bomba!
Boş gözlerle dünyaya bakmak moda olmuş, kıvranmışız alabildiğine, sesimizi duyana ne mutlu...!!
"Hayat, iyi yazılmış bir senaryodur; ama ne yazık ki, sonunu her zaman okuyucu değil, editör belirler." — Neil Gaiman"
"Hayat, iyi yazılmış bir senaryodur; ama ne yazık ki, sonunu her zaman okuyucu değil, editör belirler." — Neil Gaiman"
Boş gözlerle dünyaya bakmak moda olmuş, kıvranmışız alabildiğine, sesimizi duyana ne mutlu...!!
Her anını zorla da olsa dolu dolu yaşatır bu kent. Bu kentte sarı, siyah,
yeşil, mavi ve zıt renklerde gökkuşakları var. Her kesimden, her tecrübeden,
her serüvenden türler var.
Sokaklarında dilendirdiğin, çıplak ayaklı, okul formalı ilkokul çocuklarına benzedin şimdi... Yada makyajı akmış, yorgun bir sokak fahişesine... Neden böyle oldun İstanbul?
H ergün farklı bir günün habercidir diyorlar, oysa habersizce geçiyor zaman, Dört mevsim yetmiyor anlatmaya hislerimizi ömür demi yaklaşırken.Bir başka baharın habercisini bekliyor..İnsan boş kalan ellere ,Sevgisiz gönüllere, yeni bir umut olmak için..!
Fetih; açmaktır.
Açmak ise kapalı olanı, ya hayırla kırıp dökmeden, hayra hizmet olsun diye, ya da tam tersi kırıp dökerek, zor ve zorba bir anlayışla yakıp yıkmak için anahtar, söz, fiil ve ruh kullanmaktır.
Kayboldum bu koca şehirde, saat saat hasretle
yaşlanıyorum; bu koca şehrin yedi tepesine de ah ile
yaslanıyorum.Yüreğimin dağları tarumar olduğundan beri
kalemimde küstü ellerime.Ellerimki birer kelebek
zemheriye düşmüş, sonu ilk nefesinden belli.
Sosyal bir varlık olan insanının çıkmazlarıdır hayat şartları.
martıların gözlerinden dinledim
istanbulun boğazı yanmış
yıldızlar şahitlik etmiş güya suçlu benmişim
yemin olsun can gözlerimden süzülen bu şehre
ben yüreğimi içirmedim..
Hiçbir çağa özlem duymadan ve ayak uydurmadan, göğsüme yasladığım azgın deniz gibi, bir kuyruklu yıldız, bir kırık tekne, bir paranoya gibi, tiner çeken köprü altı çocukları gibi geldim sana. sürgün ve gemileri yakılmış bir mahkum olduğumu bilerek, son
Bir gök ki masmavi...Tıpkı gözlerimin önünde; iki yeşil kıyının ortasından akıp giden mavi su gibi... İşte o en tepede, oturmuş bir bardak tavşan kanı gibi çayı yudum yudum yudumlarken...Bir tarafta; o, ayağımın dibinden ta aşağılara kadar uzanan gülistan kabirler... Diğer tarafta bütün göz alıcılığıyla nazlı nazlı kıvrılan Haliç...
İstanbul...
Geçmişten günümüze uzanan bir asma köprü misali hala dimdik ayakta efsanevi bir başkent...
Benim içinde “O” sanki yıllarca beklenmiş ve sonunda hep vadedilen ha bugün ha yarın, gelecek denilen, yalnızlıktan devren kiralık kalbimi kiralayacak biriydi.
İstanbul- İzmir arasındaki gelgitler...
Ve Sevdiğini bulabilmek.
Füruzan