Bayramlık Kitaplar
Çocukların en sevdiği bayram, şeker bayramıdır. Ben de bu bayram kapımı çalan çocuklara, şeker ve bir kitap armağan etmeliydim.
"Her okur, okuduğu kitabın ortak yazarıdır. — Virginia Woolf"
"Her okur, okuduğu kitabın ortak yazarıdır. — Virginia Woolf"
Çocukların en sevdiği bayram, şeker bayramıdır. Ben de bu bayram kapımı çalan çocuklara, şeker ve bir kitap armağan etmeliydim.
Bir 15 yıl daha bu değişen kadın profilinin ekmeğini yiyecekleri ortadadır ama sonrası Amerika’nın yeniden bekarete önem verip, çekirdek aileye dönmesi gibi olacaktır, biz de “Ah nerede hata yaptık!?” diye dövüneceğiz.
Bu dünyanın merkezinin kayması demek aynı zaman da. Böyle düşününce Nil’e ve Kudüs’e ve tüm bu coğrafyaya insanlığın ne kadar büyük haksızlık yaptığını görmemek elde değil.
İnsan psikolojisi herşeyden önce zihinsel bir süreç.psikolojik hastalıklar aslında halk diliyle tabir edilen biçimde "hastalık hastası olma"
Hafta sonu Gerger’e doğru yol alıyorum. Öğretmen olan kızımın görev yerini görmeye gidiyoruz. Narinceyi geçiyoruz. İlk virajı dönüyoruz. Her tarafı dumanlar kaplamış. Gökyüzü tamamen kararmış. Tarla sahibi, buğday hasatının yapıldığı yeri yakmış. Etrafta kimsecikler yok; ateş kısmen sönmüş gibi görünse de halen içten içe devam eden yerler mevcut.
Dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren kendimizi bir serüvenin içinde buluveririz.
Azerbaycan'dan 91 yaşındaki Profesör Salih Bey Karabağlı'nın, Azerbaycan Türkçesiyle kaleme aldığı ve yayınlamam için bana gönderdiği makalesini, noktasına virgülüne dokunmadan orijinal hâliyle yayına alıyorum...
Fazıl Say müzisyen olarak Batı' da gördüğü ilgiyi , Türkiye' de görmeyince, savunduğu marijinal söylemlerle gündeme gelmeye çalışıyor. Bunun için de Türk toplumunda kendisi gibi düşünmeyenleri aşağılıyor, onun da ötesinde onları neredeyse hainlikle suçlayacak noktaya kadar ileri gidiyor...
Var olmak istiyor. Var olmak; gökteki yıldızlar kadar... İçinde saklı hazinelerinden, yüreğindeki şefkatten, bitmeyin enerjisinden yararlansın istiyor dünya. Kıymetli olduğunu hissetmek, bu duyguyla daha çok çalışmak, üretmek, ürettikçe çoğalmak, çoğaltmak istiyor.
Baş kapatmak,cahillikle eş tutulmuş yıllarca.Kapalı kadın,mürteci,bilgisiz,kapalı beyne sahip,doğurganlıktan başka vasfı olmayan zavallı olarak görülmüş bazı entellektüel aydınların(!)gözünde.
“Birbir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar…”
Bizim olanı, bize ait olanı sevmezsek, baş tacı etmezsek kim saygı duyar geleceğimize, kim inanır ulusumuzu sevdiğimize?...
Biz "idealler" ile büyüdük,büyütüldük..
"Dava" dediğimiz manevi emziklerimiz vardı..
Kimi zaman "Yeniden Büyük Türkiye" ,
Kimi zaman "Milliyetçi Türkiye" ,
Kimi zamanlar da "Bağımsız Türkiye" diye attığımız sloganlar..
Adalet
25/10/2010
Kendine hakikati eksen almayan düşünce adalete ulaşamaz. Adaletin eşitliğe değil hakkaniyete ihtiyaç duyan doğası, neyi hak ettiğimizi anlamak-görmek için, bizi hakikati bilmeye zorlar.
Yanımdan koşar adım geçen insanların hayatlarını hissediyorum. O derin çizgiler, düşük göz kapakları, inatla kıvrılan dudaklar. Ne çok acı barındırıyorlar öyle içlerinde. Kimi zaman aşk okunuyor bakışlarda, kimi zaman ölüm. Tereddüt sarmışken bedeni insanlık kambur yürüyor ışığa. Işığın sonundaki karanlık da görünüyor artık. Gözlerin birileri için kapandığı, birileri
Her felsefi içerikli metin gibi, şiir de, öncelikle kullanılan dilin, tüm kurallarına uyulması ve dili geliştirme çabası içermelidir.
” bugün içinde yaşadığımız dünya, başkalarına kıyasla hiçbir özelliği bulunmayan kimselerin, en ufak bireysellikten bile yoksun bırakılmış, giderek önceden saptanmış bir soyut davranışlar toplamına dönüşmüş kişilerin dünyası..
Bu metin, Osmanlı'nın yıkılışıyla oluşan büyük tarihsel boşluğun günümüze yansımalarını ele alıyor. Avrupa'nın akıl bunalımı ve Doğu'nun yaraları arasında sıkışan insanlığın durumunu sorguluyor. Yazı, tüm acılara rağmen insana ve umuda inanmanın gerekliliğini vurguluyor. Her krizin aslında yeni bir başlangıç olabileceğini hatırlatarak, varoluşsal bir çıkış yolu sunuyor.