Ygs (Özgüven Sınama Sınavı)
Beyninize hükmedebildiğiniz gün, başaramayacağınız hiçbir sınav olmadığınızı göreceksiniz.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Beyninize hükmedebildiğiniz gün, başaramayacağınız hiçbir sınav olmadığınızı göreceksiniz.
Bugün kaç kadın dönüp arkasına takip eden var mı diye kontrol etti? Kaç kadın göz tacizine uğradı? Kaç kadın bunu yaparsam böyle derler diye düşündü? Kaç kadın bugün tecavüz edildi?? Bu sorular gibi binlercesi. Binlerce kadın binlerce korku, endişe, gözyaşı Bir de bunun yarını var. Yarın aynı sorular
Bir düşünün “hapı yutmak” değimini, ne kadar korkunç bir şey ifade ediyor. Bizi umarsızlıkta en uç noktaya ulaştırıyor. Geriye dönüşü yok. Peki, hiç düşündünüz mü? Hapı yutmak bu kadar korkunç ise, ya hap ne hissediyor yutulurken? Acaba kim daha şanslı, yutan mı, yutulan mı?
Topluma öğüt verme amaçlı olarak, hayvan, çanlı ve çansız varlıkları çanlı imiş gibi konuşturma sanatını bilirsiniz. Bunun ustalarını saygı ile anıyorum. İçinde bulunduğumuz ortama uygun düşeçek böyle bir hikayeyide ben aktarmak istiyorum size. Tabii izniniz olursa. Sakın birileri alınıp kırlmasın...
İnsanın kendi bedeni, kendisinde saklı ve özeldir. Kendisinden başka hiç kimseye, hele devlete ait olamaz. Eğer ki devlet insan bedenine, insanın ruhuna ve bedenine ait bir karara böylesine bir müdahale yapıyorsa ve bunu kamusal alana taşıyarak yaptırım gücünü artırmaya çalışıyorsa bunun adı doğrudan faşizmdir.
“Oğlan anası kapı arkası, kız anası minder kabası”.
Atasözleri, toplumların yaşam biçimlerinden doğarlar ve ağızdan ağza dolaşarak sahip oldukları üç – dört sözcükle bir çok yaşanmış öykü anlatırlar. Değil mi?
Mutlu bir evlilik için neler yapmak gerekir? İşte cevabını aradığımız soru bu.
“ben çocukken anne ve babamın sevişme seslerini dinleyerek uyurdum. Zamanla annem ve babam arasındaki sevgi bitti. Ondan sonra, onların kavga seslerini dinleyerek uyur oldum.”
Söz
13/10/2010
Konuştuklarımız nasıl ki yaşadıklarımızın ayak izleriyse, yaşayacaklarımız da konuştuklarımızın izlerini taşıyacaktır. Geleceğimiz konusunda belirleyen olmak için, neyi konuşacağımızı seçmeyi öğrenmek zorundayız.
Yakın bir gelecekte en kutsal varlığımız, annelerin gününü kutlayacağız. Onlara bir tatlı yüz, bir demet çiçek yeter ama kapitalist yaklaşım gereği bu günde sömürü aracı olarak kullanılacak...
Sistemin baskın unsurları ne denli akılcı-bilimsel, üretken, dünya ölçeğinde bütüncül ve teknolojikse, yönetilenlerin bunlara akılcı dirençleri de o denli imkânsızlaşmaktadır. Zira savaşmak zorunda oldukları akıl-dışı, bilim-dışı bir toplumsal yapı değil, tam tersine aklın ulaşmaya koşullandığı yararcı bir yapıdır. Bilimselliğe karşı-direnç ahmaklıktır. Tüm ihtiyaç kategorileriyle farklılaşan insanın özgürlüğü, sistemin
Biz "idealler" ile büyüdük,büyütüldük..
"Dava" dediğimiz manevi emziklerimiz vardı..
Kimi zaman "Yeniden Büyük Türkiye" ,
Kimi zaman "Milliyetçi Türkiye" ,
Kimi zamanlar da "Bağımsız Türkiye" diye attığımız sloganlar..
Ya rahatsız beyinler? Onlar yoldan çıkmışlardır. Çünkü alıştığımız yolları reddederler. Alışkanlığa meydan okurlar. Başka başka raylar döşer, bir o raydan bir bu raydan gidip gelir ve bazen de çarpışırlar.
"İnsanlık Tarihinin Değişmeyen Yanılgısı: Her nesil kendi dönemini dünyanın sonuna yakın görür. Vebadan savaşlara, her kriz 'ahir zaman' söylemlerini canlandırır, ancak bu beklenti yüzyıllarca gerçekleşmemiştir. İnsan zihni, yaşadığı anı merkeze alma eğilimindedir - bugün gördüğümüz kıyamet beklentisi, geçmişte de vardı, gelecekte de olacaktır. Bu, zihnimizin kaçınılmaz merkeziyet yanılgısıdır."
Yaşamakta olduğumuz hayatı derinlik sarhoşluğu içinde yaşayanların göremediği her an kırılmaya müsait hızla yaklaşan toplumsal ruh fay hattının hızlı bir çöküntüye ve yıkıma yol açacağı belirtileri başlıyor..
İnsanlar belli gayeler için dünyaya gönderilmişlerdir. Dünyaya gelişimizi ve var oluşumuzu asla tesadüf olarak göremeyiz. Zaten kâinatta tesadüfe tesadüf etmek mümkün değildir.Her şey belli planlar ve amaçlar çerçevesinde cereyan etmektedir.
Var olmak istiyor. Var olmak; gökteki yıldızlar kadar... İçinde saklı hazinelerinden, yüreğindeki şefkatten, bitmeyin enerjisinden yararlansın istiyor dünya. Kıymetli olduğunu hissetmek, bu duyguyla daha çok çalışmak, üretmek, ürettikçe çoğalmak, çoğaltmak istiyor.