Rebeze Röportajı - 1
Ben sizin taptıklarınızdan uzağım" mealinde İbrahimi gelenekteki bir ilanı telaffuz ederek,
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Ben sizin taptıklarınızdan uzağım" mealinde İbrahimi gelenekteki bir ilanı telaffuz ederek,
Bu son Apo-MİT görüşmesinin düğmesine nerede basıldıysa; bu sefer atılan adım gayet ciddi görünüyor ve düğmeye basan el, her kimin eli ise, karşı konulamayacak kadar güçlü ve kararlı olduğu anlaşılıyor. Bu kez, hiçbir provokasyon veya tezgâhın bu süreci durduramayacağını umut ediyoruz. Durum bunu gösteriyor.
Roman, dedesi yaşında bir adamla evlendirilen, ergenliğini yeni yeni yaşamaya başlayan, genç bir kızın dramatik, kısacık yaşamına yer veriyor. Romandaki en çarpıcı ve saklı öğe bu. Bu öğe dinsellik, kutsallık ve ipek dokunuşlu, ayva gülü gibi kokan müezzin ezanlarının verdiği rehavetin ötesinde kanayan gizli bir yara olarak kendini
Mehmet Rauf
Hayatımızda doğru yolu bulmak için gayret göstermekteyiz. Oysa önümüze o kadar sokak, o kadar kavşak çıkar ki ne tarafa gideceğimizi şaşırırız. Hayat yolunda karşımıza çıkan insanlar, bizler için bir gösterge olur. Biz de manevra yaparken, hızlanırken veya yavaşlarken bu insanlara göre yol alırız.
Hee, olur da ilerde bi zombi olayını filan dünya gerçekten yaşarsa bu kitabı okuduğunuz için hayatta kalma şansınızın çok artacağını söyleyebilirim. Hadi gene iyisin, sen işini bilirsin..
Kadın mı, köle mi?
Geçmişte Tanrı’ya yakın, ona sadık bir eş gibi olduğu için “Büyük” olan Babil, şimdi, sahte dinler-para-iktidar bileşkenleriyle düşüp kalkan, cinsel gücü ve oyunlarıyla hepsini parmağında oynatan Büyük Fahişe’dir. Bu nedenle Tanrı’yı kızdırır. Tanrı’nın öfkesi; dinleri, dilleri karıştırıp karşı karşıya getirip insanların arasında düşmanlığın doğması biçiminde kendini gösterir.
Ressam olsaydım kesinlikle basit insan manzaraları resmederdim. Sırıtık gülüşlerin, aptal bakışların ve çoğunluğu üniversite mezunu olan insanların resmini çizerdim. Ha sanmayın ki resimlerini yaptıklarımı fırça darbeleriyle döverdim ya da onlara söverdim.
Allah emri olarak bildirilen dogmaların, kuralların sonsuzluğa kadar geçerliğini koruyan gerçekler değil, bildirildikleri dönemin toplumsal seviye, anlayış ve yaşam koşullarının zorunlu kıldığı yerel ve geçici emirler olduğu açıktır.
Dağdaki ininde saltanat kurmuş eşkıyabaşı, bundan sonra barış imzalayıp Türkiye’de ya da bir başka ülkede sıradan bir insan gibi yaşamayı kabul eder mi sanıyorsunuz?
12 Eylül Faşizmini, çıkardığı (tüm değişikliklere rağmen) kendi anayasasıyla yargılamaya çalışmak nasıl bir sonuç verebilir? Yeni Anayasa’yı çıkarmak an meselesiyken, onları, alelacele mevcut yasalarla yargılamak ne derece güven verici olabilecektir? Darbe mağdurları, bu yargılama sürecinden memnun kalabilecekler midir?
Biz, millet olarak: Azınlıkların hakkını savunacağız diye (el hak savunmalyız) bu ülkenin aslî unsurunu ölüme mi mahkûm edeceğiz?
Yaşar Kemal