Aziz Yıldırım... "Statüko'nun Günah Keçisi" Ya da "Değişimin Kurbanı... ""
O geldi...
Ne olduysa ondan sonra oldu...
"Edebiyat, yalnız olmadığımızın kanıtıdır. — C. S. Lewis"
"Edebiyat, yalnız olmadığımızın kanıtıdır. — C. S. Lewis"
O geldi...
Ne olduysa ondan sonra oldu...
Ne zaman bir genç görsem, içim cız ediyor ve üniversitede Almanca Öğretmenliği okumakta olan; oğlumun dört yıl sonraki geleceği gözlerimin önüne bir kabus gibi düşüyor.
Bu kadar bencil hatta bu kadar sadist olmayı nasıl başarabildik? İnsanların acı çekmesine bu kadar kolay tahammül edebilmeyi, Benim dışımda herkes haksızdır! diyebilmeyi nasıl öğrendik.
Bir mutluluk köşemiz olmalı ve bu köşemizde yalnız kendimiz olmalıyız. İçinde sevgi çiçekleri olan hayal kurduğumuz bahçemizi, baharın çiçekleri ile donatmalı, ruhu o çiçeklerin kokularıyla doldurmalıyız.
Derste beyin fırtınası yaparken, bir kız öğrencim ilginç ve düşündürücü bir cümle kullandı.'Toplumda kadın erkek için bir ölçüttür.' dedi. Şaşırmıştım. Kızım ' Ne demek istediği açıkla, arkadaşların da anlasın' dedim. Hocam ' Biz başımızı erkekler için örtmüyor muyuz? ' veya 'Sokakta, evde erkeklere dikkat ederek hareket etmiyor muyuz?
İsviçrede sanırım- yapılan araştırma kadının vajinal kaslarıyla 25 kg taşıyabileceği yönünde bir kas kullanımından bahsediyor.. Çalıştırırsa tabiiPeki
kapasitesi bu kadar yüksek olan bir organın , ben sadece 3 dakika erkek tatmini için olduğuna inanmıyorum.. J, G noktası gibi şeylere de inanmıyorum.. Olay aslında işte orada sapıtıyor..
Anneler, babalar! Çocuğunuza sahip çıkın ve sorumluluklarını lütfen üstlenin! Unutmayalım ki, başkalarının, çocuklara karşı görev ve sorumlulukları, siz, onların ailelerinden sonra gelir.
Elbette ki, madde bağımlısı ve sokak çocukları da, tüm kurum, kuruluş ve toplum katmanlarını ilgilendiren ciddi ve çetrefilli bir sorundur. Sorun, özü itibariyle toplumsaldır
Bilmek hem merak gidermekte, hem de öğrenmenin sevincini yaşatıp, bunu birileriyle paylaşma gereksinmesi vermektedir.
Fikir üreten pek yoktur,lakin eleştiren çoktur.
Başkası ne der diye düşünülseydi:
Dünya dönüyor olmayacaktı bugün.
Bu millet dış düşmanlara, fitne odaklarına, ekonomik yetersizliklere, moral çöküntüye rağmen hâlâ ayakta durabiliyorsa bunu ortak değerlerine ve inançlarına borçludur. Bu inançlar da hiçbir kesimin tekelinde değildir. Yetkili birimler müstehcenlik tehlikesini niçin görmezden gelirler? ‘Bazı çevreler ne der’ korkusuyla, yaşanan değer aşınmasını görmemek bu milletin geleceğini dinamitlemekten farksızdır.
Bugün, Şarkın fikir sultanlarından Şeyh Sâdî-i Şirazîyi konuk edeceğim köşeme
Gülistandan kısa kıssalar aktaracağım sizlere
Hisseler de bizden olsun
balıklardan birinin, beyninin sürüde birliği sağlayan tepilerin odağı olan ön bölümü çıkarılıp da yeniden sürünün içine bırakılınca, genel olarak tıpkı türdeşleri gibi davranır, yalnız eskiden olduğu gibi sürüden ayrılmaya özen gösterecek yerde, canı nereye isterse oraya gitmeye, bu arada, tüm sürü de onu izlemeye başlar...
Ahmet Hilmi İmamoğlu, KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü’nde uzun seneler görev yaptıktan sonra bu bölümün kapanıp Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nün açılmasıyla KTÜ Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne geçmiştir. Şimdi sözünü ettiğimiz bölümde öğretmenlik vazifesini sürdürmektedir. O bütün hastalıklara rağmen son nefesine
Gençlerde bir boşluk, bir umursamazlık, bir boş vermişlik var. Bana göre bunun tek sebebi: Maneviyat eksikliğidir... Maneviyatı zayıf olan, inancı olmayan, içinde Allah korkusu bulundurmayan gençler, maalesef bir boşluğa düşüyor.
170 yıl önce italyan phılıp fallmerayer, bölgeye yaptığı seyahatten memleketine dönerken, denizin yağladığı topraklardan, canik dağlarının zirvesine doğru bakar ve duygularını şöyle yazar defterine: “hoşça kalın yumuşak dalgalı tepeler; hoşça kalın meşe ormanları, bana barışınızı verin, bana sessizliğinizi batı’ya konuk armağanı olarak götürmem için verin!”
İnsan düşündüğü, tahkik
Ettiği ve kimliğini tanımladığı ölçüde,
Bir kıymet bularak, bilgi seviyesini artırır.
Bakın bu ezan konusu ne kadar gündem tuttu... Neredeyse söylenen yalana kuşkuyla bakacak hele geldik. Adolf Hitlerin politika bakanı, bir yalanı sürekli söyleyip, söyleyen inanmaya başlarsa, çevrendeki insanların bir çoğu artık onu gerçek gibi algılamaya başlayacaklarını söylüyor.