Melih Göğebakan Tüm Basını Kandırdı
“Münevver Karabulut” filminde madalyonun öteki yüzünü değerlendirdik. Yorum sizin!
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
“Münevver Karabulut” filminde madalyonun öteki yüzünü değerlendirdik. Yorum sizin!
Sevgi, Mevla ve Mevlâna merkezli ve Yunus gönüllü olunca sınırlama getirme imkânı bulunmamaktadır. Gel gör ki, bu minvalde sevgiyi barındıracak gönlü taşıyacak beden yapısının da kale gibi sağlam, derya gibi geniş, toprak gibi mütevazı, güneş gibi cömert olması icap etmektedir.
İnsan ilişkilerinde olduğu benzeri, insan-kent ilişkisinde de diyalog önceliklidir. İnsanlar benzeri, kentlerin de insanlardan beklentileri vardır. Kente uygun davranmalarını, özelliklerinin fark edilip, değerinin bilinmesini bekler, kendisini yeğleyen insanlarından.
Türban hiç de masum bir örtü değildir; devamı var çünkü.
Kilometrelerce uzaklardasın
Geçmişten kalan sevdalarıma dair
Yâdımın son duraklarındasın
Bir bayram daha geçip gidiyor böyle
Dem aldım sensizliği gözlerimdesin
Ben bir sınava girdim adı YGS... O sınavdan çıkabildim mi?Çıkabildik mi? İşte içimdeki ve içlerindekiler...
“Bekledim de gelmedin” şarkılarının yankılandığı topraklarda ne beklenenler benzer, ne de sihirbazlar gelir. Gelenler de sihirsiz değnekli gelir.
Sevgisiz yaşamın bir anlamı olamayacağından söz etmiyorum. Sevgisiz yaşamın var olamayacağından söz ediyorum...bee
Bu metin, toplumsal değişimleri nostaljik bir bakış açısıyla ele alıyor. Yazar, eskiden var olan güler yüzlü yaşlıları, emeklileri ve ahilik geleneğini sürdüren esnafı özlemle anıyor. Günümüzde bu değerlerin kaybolduğunu vurgulayarak okuyucuyu vicdanını dinlemeye ve gerçekleri görmeye davet ediyor. Metin, sosyal eleştiri barındıran duygusal bir çağrı niteliğinde.
Bu metin, tarihsel bağlamda "El" kavramının kolektif güç üzerindeki etkisini ve mülkiyet anlayışını eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor. İlahi güçlerle donatılan "El"in, aslında toplumsal emeğin ürünlerini kendine mal etme sürecini ve bunu meşrulaştırmak için kullanılan dini söylemleri sorguluyor. Günümüzde bile devam eden bu "Allah ile aldatma" mekanizmasının, ekonomik
farkında bile olmadan. hep böyle üst üste, hep böyle yan yana yaşayıp, hep böyle yabancılaşıp
Ne için geliyoruz dünyaya? Temel soru bu noktada! Yiyip, içmek, bolca eğlenmek, onunla bununla hoşca vakit geçirmek için mi? Kimilerimiz ve belki de çoğumuz için evet. Dışarıya veya kendimize baktığımızda göreceğimiz bir tek gerçek.
Hadi Hindistan’dakilerin, reankarnasyon inançları var, peki bizim derdimiz ne ki, yalnızca bir kere gelebileceğimiz şu hayatta, doyumsuz hırslarımıza yenilip giderken, yanımıza kâr kalacak tebessümlerimizi herkesten saklıyoruz?
Birbirimize olan kinden nefretten bizi ne kurtaracaksa geleceğimizin daha güzel olması için ona şiddetle ihtiyacımız var.Yoksa her gün gelişen teknolojiyle güçlenen silahların acımasızlığı ile kendi kendimizi yok edeceğiz.
Atalarımız “Gez dünyayı, gör Konya’yı” demiş. Bununla ne kastedetmişler diye biraz düşünmekte yarar var kanısındayım.
Toplumsal sorumluluk sahibi insanlar, konuyu bir de bu açıdan görün!