Nazım Hikmetin Cezaevi Hayatı
nazım hikmet ran , cezaevlerinde kaldı ,yılmadı mahpusluk onu yıldıramadı dünyanın en üretken yazırlarından biri oldu
"Yazmak, bir hayaleti kovalamak gibidir; yakaladığında, aslında kendin olduğunu fark edersin." – Franz Kafka"
"Yazmak, bir hayaleti kovalamak gibidir; yakaladığında, aslında kendin olduğunu fark edersin." – Franz Kafka"
nazım hikmet ran , cezaevlerinde kaldı ,yılmadı mahpusluk onu yıldıramadı dünyanın en üretken yazırlarından biri oldu
İran İslam Cumhuriyeti, İslami değerlerlerle donatılmış dünyada halkları; din, dil, ırk ve mezhep gözetmeksizin, mustazaf Müslümanların adil ve bağımsız bir devletidir.

Sanatçılara gerçekten hayranım.Çünkü bizler zevk peşinde koşarken,miskinlik yaparken; onlar, ya düşünmekle yada bir şeyler yapmakla ömürlerini tüketirler.
Ağaçtan yapılmış bir ihtiyar surat. İhtiyar Adam, ilk önce çöp kovası ile ilgilenir. Sonra Avare’nin yanına gider ve onunla arkadaş olmaya çalışır. “Ben Açım” yazısına bakar. Avare’nin yanına oturur. Önüne benzer küçük bir siyah tabela yerleştirir. “Ben de”. Avare ortaya çıkan bu yeni komşudan hiç memnun değil. Onu
Güney Afrika Cumhuriyeti devlet başkanı Mandelanın onurlu yaşamı ilklerin adamı mandela
Şöyle bir geçmişe bakarsanız eğer, hiçbir peygamberin gaddar olmadığını görürsünüz. Her seferinde ama her seferinde peygamberlerin; şartlar ne kadar zor olursa olsun, kendi kavimlerini kah anlayışla, kah ise tatlı dille doğru yola gelmeleri konusunda uyardıklarını hatta yalvardıklarını dahi görürsünüz.
Bu metin, Kur'an'daki "halîfe" kavramının tarihsel süreçte nasıl çarpıtıldığını ele alıyor. Kelime, asıl anlamından koparılarak siyasi çıkarlar doğrultusunda "hilâfet" kurumuna dönüştürülmüş. Oysa Kur'an bütünlüğü içinde incelendiğinde, "halîfe" kavramının "Allah adına hükmeden" değil, "birinin ardından gelen, yerine geçen" anlamını taşıdığı vurgulanıyor.
Bu özet incelemenin pek okunduğunu söyleyemem.Ama gene de ısrarla okunmasını tavsiye ederim.Çünkü bu eserde yararlanabileceğimiz pekçok bilgi var.O nedenle geri kalan bölümleri birlikte sunuyorum...
Önce Türkiye’nin çok tanınmış ve çok sevilen bir şairesi çıktı kürsüye. “Kendini kürsüde politikacı gibi hissettiğini” söylese de okuduğu şiirleriyle bizi edebiyatın cennetine taşıdı. Dizeler, dudaklarından, bir meleğin terennümü gibi dökülüyordu.
Osmanlı devlet yapısı dine dayalı olmasına rağmen hiçbir zaman Nazi Almanyası gibi ırkçı-faşist, apartheid bir kimliğe bürünmemiştir. Öyle olsaydı Harem'deki kadınlar başta olmak üzere, devlet kademelerinde, orduda ve mecliste Rum, Ermeni, Yahudi, Arap, Kürt, Arnavut, Çerkez, vs kökenli kişilere, bürokratlara, paşalara, komutanlara ve milletvekillerine izin verilir miydi?
İTÜ-TMDK hakkında bir inceleme...