..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur. -Mevlana
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Felsefe > Bayram Kaya




20 Haziran 2019
Kurtuluşun Felsefesi 153  
Bayram Kaya
Egemenlik Osmanlıdaki gibi taat, itaat, biat ve ibadet üzerine değildi. Daha sonradan anlayacağımız gibi Mustafa Kemal'in egemenlik anlayışlı özü "köylü milletin efendisidir" sözünden çıkaracaktır.


:DD:
Neydi bu siyasi deha? Kuşkusuz ki Hakimiyeti milliye söylemiydi. Hakimiyeti milliye söylemi ekseninde şiar edineceği tutum, enkazda kurtarılacak olanı da garanti edecek olandı. Mustafa Kemal'in Osmanlı enkazında çıkaracağı envanterlerle inşayı halkın egemenliğine dayalı bir ulus devlet içinde kuracaktı. İşte saltanat beklentisi karşısında gerçekçi olan egemenlik tutumu buydu.

Egemenlik Osmanlıdaki gibi taat, itaat, biat ve ibadet üzerine değildi. Daha sonradan anlayacağımız gibi kurduğu ilkeler yanında Mustafa Kemal'in egemenlik anlayışlı sözünün özünü "köylü milletin efendisidir" sözünden çıkaracaktır.

Yani köylü gibi çalışma yapmak. Üretimde bulunmak. Emek verip emek gücü harcamak sahiplikti. Efendilikti. Egemenlikti. Çalışma egemenlikti. Egemenliği kimse vermiyordu. Üretip, çalışıp emek gücü ortaya koyan sonuçla egemenlikti.

Emek kolektifti, kolektif mirastı. Üretim kolektifti, kolektif mirastı. Kolektif üretim ve kolektif üretim gücünden oluşan kazanımla "egemenliğiniz de kolektif" olup HALK EGEMENLİĞİYDİ yani kolektif bir HAKKİMYETİ MİLLİYEYDİ.

Yani üreten sahiplik hakimdi. Egemendi. Neden efendilik köylüdeydi? Konjonktürün genç cumhuriyetinde sanayi hiç değerindeydi. Sanayi emek gücü ve sanayi emek gücü sahipliği olan egemenlik "yurttaş olana kadar ahali tarafından pek bilinmiyordu.

Genç yapının hemen başında sanayisi olmamakla yapı içinde tarıma dayalı bulunan tarımsal envanter nedenle egemenlik, üreten eksenle sahiplik, köylülüktü. Tarımdı. Bu nedenle efendilik egemenliği tarım emeği olan köylünündü.

Yani egemenlik: kolektif bir çalışmaktan, üretimden gelen gücün somut, nesnel durumuyla kişilerin paydaşlar olduğu yapı içinde kolektif söz hakkı ve kolektif hak sahibi olmasının siyasi hukuki ve yönetsel durumlarını kullanım ve tüketimine denk düşüyordu.

Halkın ve ulusun egemenliğini, inşacı başlangıcın egemenlik kurallarıyla inşa etmekti. Egemenliğin kuralı neydi? Temel düzlemli ihtiyaçları sağaltan sosyal ilişkileri; bu tür kolektif zaman içinde kolektif üreten, kolektif ilişkileri içine götürülmüştü.

Bu süreçler ittifaklarla "gruplar arası kolektifi bir egemenlik" olmakla sentezlenmişti. Gruplar kendi içinde zaten kolektif yapılardı.

Gruplar doğa karşısındaki üreten totem meslekli emek güçleri ile emekler arası bir emek denkliğini belirten kolektif egemenliğe dönüşmüştü. Bu egemenlik üretim yapmakla hem doğanın kıt kaynaklarına karşıydı. Hem totemdi sosyal baskıya karşıydı.

İşte egemenliği başlangıcı böylesi gerçekçi, somut ve tarihsel koşullar içeriyordu. Egemenlik, kolektifi insanlık hafızası içinde art alan ışıması veren bir sezgi veya ilhamdı. "Köylü milletin efendisidir" derken gerçekçi bir hakimiyeti milliye ve ulus devleti demenin kod meşruiyet dayanağı yeni süreçle mazideydi.

Herkesin işgale karşı kurtuluşu dinsel sandanslı bir düşünce içinde anladığı ortamda, "hakimiyeti milliye" de tarihsel değil, dinsel sandanslı bir anlamaydı. Bu anlayışa göre inancı olan egemendi. Nasıl?

Sansasyon olan süreçleriyle kolektif yapı içinde çıkıldı. Kolektif hafıza olmanın art alan ışıması dışında kalan tüm kısımları yeni yapı içinde kendi kolektif hafızasını unutmuştu. Kolektif hafıza ütopya durumuna gerilemişti.

Kasıtlı silinen kolektif hafıza nedenle "kolektif sahipli egemenlik" köleci bir sistem içinde kutsal bir varlığa verilmişti. Böylece kolektif sahipliğe karşı kolektif sahiplik üzerine çöken kutsal bir varlığın egemenliği ortaya konmuştu.

İnanılan bu kutsal varlık "mülk sahibi" ve rızk veren EL RIZK veya EL MÜLK olmakla yeni sürecin egemeniydi. İnsan kolektif emeği değil kolektif egemenliğini yitirmişti. Kolektif mal, mülk kolektif miras efendideydi. Efendi olan kutsallık size vaat ediyordu. Kutsal varlığın vaadinden ummanız için de siz ona ve onun egemenliğine inanıyordunuz.

Bu inancınız nedenle kutsal size mal mülk vermekle siz de bu durumda onun isteği ile egemen oluyordunuz. Osmanlı döneminde ve Osmanlı dönemi öncesinde kutsal egemenlik millet veya halkın din birliği içindeydi. Yani egemenlik köle ve köle sahibi olma ilişkisi içindeydi.

Egemenlik ümmet bileşenli olmayı ifade etmekle, saltanat (mal-mülk-rızk) sahibi ulul emre atıf ve itaatti. Bu anlayış sonuçta transfer bir anlayışla kutsal olan egemenlik saltanatının onaylayıcısıydı.

Saltanat sahibi Ulul emir, sanal bir mutlak olanın gölgesiydi. O halde egemenlik mutlak olandaydı. Gölge olan ulul emir; mutlak olanın temsilcisiydi. Yani ulul emir, kutsalı temsilen egemen olandı. Halk, düşünce ve davranışıyla, kimliğiyle, kuralları ile kutsalın iradesi ile egemen olanı temsil ediyordu.

Şu hâlde halk temsil ettiği egemenini, kurallarını, düşüncesini vs. seçmekle egemen olandan ötürü, egemendi. Halkın, egemen olan ulul emre boyun eğmesi; halkın ulul emrin egemenliğini tanımasıyla halkın, kutsal olanın vaadi, izni ve takdiri üzerinde egemen oluşuydu.

Yani hakimiyeti milliye deyimiyle söylenmek istenen bu inanıcı kalıpla “ahali ne isterse o olur” demekti! Ahalinin istemi de kul olmakla saltanattan yanaydı. Yani halkın hakimiyeti milliye ile istemi “saltanattan yana belirmekle hakimiyeti milliye mal mülk sahibi saltanatta gerçekleşmiş oluyordu!”. Bu bir hile ve kolektif olandan egemenlik transferiydi.

Yani ahalinin hakimiyeti milliye ile ya da “milletin egemenliği” dediği söylemi ile milletin sultana kulluğu kapsamında “halkın saltanata bağlılığını” anladığını, Mustafa Kemal bambaşka anlamla söylüyordu. Enkazdan kurtarılacak olana dayanak yapılacak olan Mustafa Kemal'in tarihsel koşulla bambaşka anladığıydı.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın felsefe kümesinde bulunan diğer yazıları...
El Bel Baal 2
İrade 1
Sosyal İlişki Toplumu Hedeflemez 2
El Baal Bel 1
Kurtuluşun Felsefesi (Açkı 2)
Sosyal İlişki Toplumu Hedeflemez 1
Özneli İzinli 1
Kurtuluşun Felsefesi (Açkı 1)
Somut Şeyler Soyut Oluyordu 2
İttifakları Seremoni Mantığına Dönüşme 1

Yazarın bilimsel ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Sahiplik İmanı 1
Mal mı, İnsan mı?
Mamon'du Belirme 1
İlham
Bağ Enerjisi 1
Sistem 15
Osmanlıda Kısmi Bir Etkin Hafıza 20
Tarihi Olan İlahi Adalet1
Sistem 11
Müruru Zaman 7

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Aslına Yüz [Şiir]
Vah ki Vah [Şiir]
İsis Dersem Çık Ereşkigal Dersem... [Şiir]
ve Leddâllîn, Amin [Şiir]
Görmez Şey [Şiir]
Dehalet [Şiir]
Tekil Tikel Tükel [Şiir]
Mavi Yare [Şiir]
Zafer Kazandım Diyenlerindir [Şiir]
Değmeyin İşte [Şiir]


Bayram Kaya kimdir?

Dünyayı yaşantılaşan çabalar içinde duygunun önemi hiç yitmezse de, payı giderek azalmaktadır. Sosyo toplum bazlı, genel bir açılımla başlayan çalışmalarım da; bilim felsefesi içinde olunma gayreti güdüldü. Bu nedenle yazıların tarisel, sosyo toplumsal evrimli ve türlü doğa bilim verileri güdülü çalışma olmasına gayret edildi. Genel felsefem içinde bir bilgi; ne kadar çok bağıntısıyla söylüyorsanız, o bilgi o kadar bilinir bilgidir.


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Bayram Kaya, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.