Ayrılığa Beş Kala...
Karşıdan gelen o değildir. İçinizde gelmesini çok istediğiniz kişinin, gelmemesinin hesabını sorgularken aslında sadece kendi kendinizi avutmanın haklı gururunu yaşarsınız.
"Bugün 23 Temmuz 2026, saat 08:00. Dünya hâlâ yerçekimine inanıyor, ben de kahveme." – Franz Kafka"
"Bugün 23 Temmuz 2026, saat 08:00. Dünya hâlâ yerçekimine inanıyor, ben de kahveme." – Franz Kafka"
Karşıdan gelen o değildir. İçinizde gelmesini çok istediğiniz kişinin, gelmemesinin hesabını sorgularken aslında sadece kendi kendinizi avutmanın haklı gururunu yaşarsınız.
memed ilkokula başlar; çalışkandır, başarılıdır; öğretmenlerinin sevgisini, takdirini kazanır. okuldan eve gelirken; onu, siyah göğüslüklü, beyaz yakalı, siyah bez çantalı, kara lastik ayakkabılı gören anneler, anne adayları; özenirler, şevkat ve sevgi gösterirler ona:
Henüz küçük bir kızken,
Yani ayaklarım sandalyeden sarkar ve yere basamazken
Elimde acemice tuttuğum kaşıkla,
Tabağıma düşünceli düşünceli bakardım…
İnsanın elinden gelenin daha fazlasının peşinde olması nasıl bir duygudur ve daha önemlisi bu çaba senin içinse , asıl senin hissettiğin nasıl bir duygudur ? Çok karmaşık geliyor bana aslında .
Aşkın o yakıp yıkan bencilliği ile sevginin o karşılıksız önce sevdiğini düşünen, özgür bırakan hali arasında
“Gözlerindeki ışık, kendi dünyanı aydınlattı gözlerimde. Gördüklerim içimi ısıttı. Isındım sana. Sana ısınmam için ne haftalara gerek var, ne seni sevmem için yıllara...” Bir insan bir insanı ne kadar sürede sevebilir?
Evet hanımlar, kendi gücünüzün farkına varın, düşüncenin gücüne inanın.
Düşündükçe varsınız ancak…
O zaman gerçek ve özgür olursunuz inanın…
her çiçek mevsiminde açar,beni neden erken çağırdın, diye sordu kadın / bilmiyorum,seni bu mevsim yetiştirebilirim sanmıştım ama sen soldun, diye cevap verdi adam...
Biz Olimposlular Ölümlüleri Hoş Görmeyi Çoktan Öğrendik! Onlar 2 karlı dağdan sonra Olimpos’un eteklerine vardıklarında kendilerini tanrılara eş koşarlar. Sanırlar ki aştıkları iki dağ onlara sonsuz huzuru , mutluluğu...
İnsanların; yaşadığımız olumsuzluklara, haksızlıklara hiç ses çıkarmadıklarını, her şeyi kabullendiklerini görünce çok üzülüyorum.Neden şöyle bir silkinmiyoruz? Neden hiç başkaldırmıyoruz? Neden, birilerini, görevlerini daha iyi yapmaları içi
Her insanın yaşamında yarım kitapları vardır, ne okuyabiliriz ne de atabiliriz. Kitaplıktan öylece bakarak içimizde derin yaralar açarlar. Ya okunmalı ya da atılmalıdır, yoksa gerisi bunalım. Yaşamımızdaki ilşkiler de böyle değil midir? Yarım kalmaya hiç
Araya başkaları girdi, roller değişti. Başkalarına “sevgili” dedik, “el ele” gezmeler oldu caddelerin kaldırımlarında, kaçamak ve sahte bir öpücük oldu yaşama sığdırdığımız mülteci hayatımız. Hepsi aşk suretiydi. Aşk yalnız “ikimiz” deydi!
Gizli sevişmeler yapıştırdık gecenin anlına. Gölgemizi orda unuttuğumuzu bilemedik. Kimse görmeyecekti ya öpüştüğümüzü izimiz kalmış meğer herkes gördü biz göremedik.
Sonra geliyorsun eve,açıyorsun torbaları,bir kesiyorsun;içi simsiyah çıkıyor patlıcanların.Domateslerin içi bembeyaz; sanki elma olmak istiyormuş ama sonradan domates yapmışlar gibi kıtır kıtır.Biberler kanser olmuş,kabaklar suya kesmiş.Lahanaların dışı çıtır,içi kıtır; haşla haşla pişmek bilmiyor.Hani gerçek hallerini bir kaç gün bekletince daha iyi anlıyor insan; domatesler yandan küfleniyor; biberlerin en önce
Bugün ilk kez zaman bularak, şiir bölümünü bir müddet inceledim; şiir niteliği olmayan bazı denemelerin sıralamaların başlarında da yer aldığını görüp, şaşırdım...
Sonra şampiyon(!) şiirlere tıkladım ve gördüm ki, çok sayıda yorumlar yapılmış ve şiirler