İzmir Tiyatro İzmir Tiyatro İzmir
Neden böyle bir başlık attım sizce?
Çünkü Tiyatro denilince akla İzmir, İzmir denilince akla tiyatro gelsin diye..
"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazanırsan kimse görmez, kaybedersen herkes görür." - Franz Kafka"
"Yazmak, bir hayaletle güreşmek gibidir; kazanırsan kimse görmez, kaybedersen herkes görür." - Franz Kafka"
Neden böyle bir başlık attım sizce?
Çünkü Tiyatro denilince akla İzmir, İzmir denilince akla tiyatro gelsin diye..
Yaptığı tablolar üzerine yapılan yorumlarda sanırım en az bu şaheserler kadar okur için hayranlıkla karşılanabilecek gizemli bir içeriğe sahip. Resim, müzik ve edebi yazılar, estetik zevkimizin anlatımında subjektif alandan aldığı mistik bir güçle insanların ilgisini haklı olarak daima üzerine çekmekte. Aralarında bir öncelik belirlemeye çalışmak doğru olur mu
En incelikli yazınsal yaratılar yaratıcısının bilinçsel adlandırmalarını beraberinde taşır
, aslolan okurun bu tanımlandırmayı kendi içsel süzgecinden nasıl geçirdiğidir.Elekten geçen yorum paragraflarını ,seçilecek eleştiri oklarını, hissedilecek konuları yazınsal düşüncenin döngüsel dışavurumunu kamçılayacak olan iki yazarın içinde barındırdığı hırs,yetkinlik,yaşanmışlık,bilinç ufku,gözlemi,kavgası ve tarafıdır.
Bu demek oluyor ki şiirin nal sesleri ruh göğünde iz bırakmaya niyetlendiğinde şair, ona gerekli izleği sunabilmelidir
Haziran ayıyla birlikte yüreklerimiz pır pır etmeye başlar. Biz, “Efes Yolcularının” kentlerini tavaf etme vakti gelmiştir. Bir otobüse doluşur, takımın tamam olup olmadığına bakar, yüzlerce yıl önce yaşadığımız kente hasret gidermeye gideriz. Bir zamanlar, bundan yüzlerce yıl önce yaşadığımız Efes Antik Kenti’nin mermer döşeli sokaklarında eski yaşamlarımızın izlerini
Sanat deyince aklıma ruh gelir. Dünyaya ruhla, dolu dolu bakabilmek, kimsenin fark etmediği güzel ve çirkin ayrıntıları görebilmek, daha kolay incinebilmek, bu nedenle daha kolay başkaldırabilmek...
Bu vatansever şehitlerin vesilesiyledir ki, bugün bizler bağımsız ve güçlü bir ülkenin evlatları olarak vatanımızda huzurlu bir yaşam sürmekteyiz.
Bir sanat eseri başkaları değer verdiği için değil, o değeri hak ettiği için değerlidir. Bu eser belki olumsuzluklar içinde vücut bulmuştur. Önemli olan sanatçının emeğinin eser üzerinde kristalize olmasıdır.
Bir tutkudur şiir. Apayrı bir yaşama biçimi…
Hayallerle yaşar insan; köşklerde saraylarda yaşadığı gibi. Yağmur, kar, tabiat, deniz, bazen işkence, bazen mutluluktur insan için. Yüreğinin derinliğindeki duyguların ifadesidir şiir.
Çocukluğundan beri şiirle yakın bir ilişki kurmuş yazarın, şiiri okumayı sevmesine rağmen yazmakta çekimser kalışını anlatan samimi bir itiraf. Şiiri melankolinin, hamasetin ve romantizmin ötesinde, felsefeye yakın bilgece bir dil olarak gören yazar, kendisini daha çok bir okur olarak konumlandırıyor.
Şiirin ne olduğu ya da ne olmadığı konusu tartışıla gelmiştir binlerce yıldan beri
"Bir eserin, bütün insanlık için yararlı olması için, iyi ve kötüyü ayırması, güzel ve anlaşılır olması gerekmektedir. Sanat ancak, belli bir sınıf için değil, büyük kitleler için yarar sağladığı zaman sözü edilebilir bir değere ulaşır.
Bir Aralık başlangıcına düştü, Eylül ayına daha başka anlamlar yükleme isteğim... Türkiye’nin yetiştirdiği ve kendi tarzını oturtmuş bir sanatçı olarak, bende ayrı bir yeri olan Alpay’ın bir konseri sırasında tanıştım Eylül’le...
Halikarnas Balıkçısı’nın izinde gitmeye çalışan bir Anadolu neferi olarak çok mutlu oldum ve umutla doldum.
Herkese tavsiyem, gidin ve izleyin bu muhteşem gösteriyi.
Sonra da Halikarnas Balıkçısı’nın en azından ‘Anadolu’nun Sesi’ kitabını okuyup, kolunuzun altına Homeros’un İlyada’sının Azra Erhat tercümesini sıkıştırıp Troya’ya gidin ve
Şule Gürbüz