Eski Edebiyat ve Günümüz Edebiyatı Üzerine
günümüz toplumunda neden cumhuriyetçiler,tanzimatçılar ya da milli edebiyat döneminde olduğu gibi kaliteli,okunan,geleceğe kalabilen şairler ya da yazarlar neden yetişmiyor.
"Yazdıklarımın okunmaması için o kadar çok uğraşıyorum ki, en sonunda okunur hale geliyorlar." – Franz Kafka (kurgusal)"
"Yazdıklarımın okunmaması için o kadar çok uğraşıyorum ki, en sonunda okunur hale geliyorlar." – Franz Kafka (kurgusal)"
günümüz toplumunda neden cumhuriyetçiler,tanzimatçılar ya da milli edebiyat döneminde olduğu gibi kaliteli,okunan,geleceğe kalabilen şairler ya da yazarlar neden yetişmiyor.
Şiirin ne olduğu ya da ne olmadığı konusu tartışıla gelmiştir binlerce yıldan beri
Arapça bir kelimedir şiir… “Bilme, tanıma, anlama” olarak açabiliriz bu kelimenin anlam bohçasını… TDK Sözlüğünde “Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım, koşuk…” ifadeleri kullanılıyor şiir için…
Bu demek oluyor ki şiirin nal sesleri ruh göğünde iz bırakmaya niyetlendiğinde şair, ona gerekli izleği sunabilmelidir
'Maneviyat, İslam, Türklük, Hümanizm, Vicdan, Ahlâk ... gibi kavramların sonsuz değerinin ve öneminin muhafaza edilmesi kesinlikle doğru ve gereklidir. Öncelikle, bu kavramları menfaatleri için kötüye kullananlarda, çarpıtanlarda, saygısızlık yapanlarda mevcut olan değersizlik her insan tarafından fark edilmelidir. Tüm Dünya'da değerlere (iyi niyetli her kavrama) saygı duyulması ve muhafaza
Sanat deyince aklıma ruh gelir. Dünyaya ruhla, dolu dolu bakabilmek, kimsenin fark etmediği güzel ve çirkin ayrıntıları görebilmek, daha kolay incinebilmek, bu nedenle daha kolay başkaldırabilmek...
Bir tutkudur şiir. Apayrı bir yaşama biçimi…
Hayallerle yaşar insan; köşklerde saraylarda yaşadığı gibi. Yağmur, kar, tabiat, deniz, bazen işkence, bazen mutluluktur insan için. Yüreğinin derinliğindeki duyguların ifadesidir şiir.
Hz. Âdem’le dünya macerası başlayan insanoğlunun duygularını ifade etme ihtiyacı da o zaman baş göstermiştir. Şiirin bilinmeyen tarihini ta oraya kadar indirebiliriz. Fakat bahsettiğimiz şey, bugünkü anlamda olgun bir şiir değildir. Neticede duyguların bir çeşit dışa yansımasıdır. İnsan nesli bugüne kadar geçen serüveni içinde duygu, bilgi ve görgü
En incelikli yazınsal yaratılar yaratıcısının bilinçsel adlandırmalarını beraberinde taşır
, aslolan okurun bu tanımlandırmayı kendi içsel süzgecinden nasıl geçirdiğidir.Elekten geçen yorum paragraflarını ,seçilecek eleştiri oklarını, hissedilecek konuları yazınsal düşüncenin döngüsel dışavurumunu kamçılayacak olan iki yazarın içinde barındırdığı hırs,yetkinlik,yaşanmışlık,bilinç ufku,gözlemi,kavgası ve tarafıdır.
okunacak birşey yok bu yazıda
sadece tanıdıklara özel
yani çemberin dışında olupta diğer yazılardan parçalar , kendine dair sakatatlar koparan akbabalar ; vaktini boşa harcamasın...
edebi , ahlaki, hümanist, acı kiçi yani hiç bir bok taşımıyor anarşizm
Bir Aralık başlangıcına düştü, Eylül ayına daha başka anlamlar yükleme isteğim... Türkiye’nin yetiştirdiği ve kendi tarzını oturtmuş bir sanatçı olarak, bende ayrı bir yeri olan Alpay’ın bir konseri sırasında tanıştım Eylül’le...
http://yeniturkcizgiroman.blogspot.com/ dan alınmış, ülkemizdeki çizgi roman sektörünün nasıl batı kültürünün etkisinde kaldığını ve bunun önemli sonuçlarını anlatan deneme.
İşte tam da bu noktada Hüsnü Şenlendirici’nin müziğini ebru sanatına benzetebiliriz. Müthiş bir kültürler buluşması ve bunu da kendisi müthiş bir şekilde iç içe geçiriyor. Yadırganır normalde böyle şeyler, ama onun nefesinde, ruhunda bu tam bir uyuma, harika bir akışkanlığa ulaşıyor.
İnsanlar bazı zamanlarda,özellikle efkâr saatlerinde büyük bir duygu yoğunluğu içerisinde bulunurlar.Bu vakitlerde içi içine sığmaz sözkonusu kişinin…Yanında birisi varsa onunla paylaşır yoğunlaşan duygularını!..
Nasıl demişti hem; Martı Jonathan zirveyi zorlarken:
“Özgürlüğü kısıtlayan ne varsa kaldırıp atmak gerek”
Yakup Fırat, Üstat Said Nursi’nin ifade ettiği gibi şöhreti hep “zehirli bal” olarak gördü ve tatmadı.
Popülarite, makam, mevki gibi konularda kafa yormadı Yakup Fırat.
Bu tür konulara kafa yoranlara gülümseyerek, yanık ve davudi sesiyle sazın teline dokunarak seslendi;
“Aldanmayın aldanmayın