Sanatın İfade Gücü
Bir sanat dalını önemli –ve giderek- saygın kılan, herşeyden önce onun ifade gücü ve bu anlamdaki yeterliliğidir...
"İnsan gördüğü şeyleri şiirle yeniden kurar. — Jorge Luis Borges"
"İnsan gördüğü şeyleri şiirle yeniden kurar. — Jorge Luis Borges"
Bir sanat dalını önemli –ve giderek- saygın kılan, herşeyden önce onun ifade gücü ve bu anlamdaki yeterliliğidir...
Sanatın en acı ve en yaratıcı tarifi Magdalena Carmen Frida Kahlo Calderon
Menkıbe Kitapları din büyüklerinin hayat hikâyelerinden kesitler sunan bir nevi biyografi kitaplarıdır
Her insan özünde kendi romanını yaşar. İlk kez görüp de tanıştığınız onca insanla ilk bir kaç dakika içinde kontak kurmak zorundaysanız, işiniz kolay olmayacaktır. Böyle anda, elinizde sihirli bir değnek olmasını istersiniz.
Kalbin derinlerine saplanır bu bıçak...Kanlar damlamaya başlar yavaş yavaş...Yerler kan olur...Zemindeki saf beyazlığın yerini kanın kırmızısı alır...Kan kurudukça çıkması zorlaşır... İşte sanatın kalbine saplanan bıçakta böyle döktü kanı yere ve sanatın beyazı kırmızıya dönüştü...
Tiyatro hayattır sinema hayaldir sinema ince ve kalın çizgilerle geniş çapta minimalize edilebilir defalarca çekilir tiyatro hata affetmez....
Fotoğraf; Yunanca, ışıkla yazmak. Bir ressamın boyalar ve tuvalle yarattığını, yaşamdan kesitle, ışıkla ve makineyle yaratmak. Kişisel, aile albümü dışında, dünyanın albümünü yapmanın peşinde olandır fotoğrafçı.
Doğrusu şu ki, izleyici, o kitapta veya bu müzikte ya da o resimlerde biraz kendisini bulduğu için, biraz da ötekini bulduğu için onları izliyor. Öyle ya, bazan kendimizi ararız, bazan da ötekini...
Yazmak kazmakla başlar dil madenini...Damarı bulacaksın şakirt, vuracaksın us çekicini. Kıvılcımlar çıkacak zekanın balyozundan...Aydınlanacaksın. Bir babanın taşıdığı ekmek gibi götüreceksin en nadide hazineleri gönül evine, yorgun argın...Ve annenin sinesine alarak yavrusunu, süt verdiği gibi emzireceksin insanlık cevherini.
Derin bir iç çekiyorsun. Ve kestirmeden gülüp geçiyorsun hayata. Ve hayat içinde varolmaya çalışan insan tanımlamalarına....
Çocukluğumu düşünüyorum. Gökyüzü, sanki çevremi kuşatan, saran dağların başıyla birleşir gibiydi. Küçük dünyamın belki mutlu, fakat bilgiden uzak bir insanıydım. Benim için dağların ötesi yoktu.
“Gündelik” olanın dışındaydı o yer-zaman. Masal gibi. Sürekli bir oyun oynama duygusu. Neye dokunsan, neye baksan ışıldıyor. Yaaa bu beden, gerçek bir ritim aletiydi. Yaptıkça yapası geliyordu insanın. Saatler geçiyor oynamaya yani çalmaya doy
Herkes kendini yazar. Hayata neresinden tutunmuşsa onu yazar. Hayatınkendi bilincine yansıdığı kadarını yazar. Ve nihayet, hayatın neresinde saf tutmuşsa ona göre yazar. Bazen de yazıyormuş gibi yapar. Yazıyormuş gibi yapan, aslında gerçek yaşamda da öyle
İşte dil varlığımızda âdeta raks ededuran bütün bu sesler müzikal bir zenginlik kaynağı olarak, en güzel edebi eserlerin verilebileceği yegâne dili; yâni Türkçemizi işâret ediyorlar.
Yürek ve duygu işçisidir şâirler… Dış dünyayı geniş ufuklarıyla algılayarak insanlığa sunarlar. Üçüncü gözleri vardır onların… Bizim iki gözle göremediklerimizi onların üçüncü gözü görür. Yürek gözü de diyebiliriz buna…