Ateşbâz
“Benimle yağmurda ıslanır mısın?” diye sormuştu adam.
“Yağmurdan özür dilerim ama, asıl avuçların, bereket çeşmesi” demişti kadın.
"Yazmak, zamanı görünür kılar. — Margaret Atwood"
"Yazmak, zamanı görünür kılar. — Margaret Atwood"
“Benimle yağmurda ıslanır mısın?” diye sormuştu adam.
“Yağmurdan özür dilerim ama, asıl avuçların, bereket çeşmesi” demişti kadın.
“Sakin göllerin kuğusuyduk” diyor ya hani bir şarkıda, gecenin bu vaktinde bu şarkı da, nerden aklıma geldiyse dilime dolanıveriyor, mırıldanmaya başlıyorum.
hep yazıldı ateş ve pervane hakkıdna. kimi zaman pervane ateş oldu kimi zamanda ateş pervane. sevgili hârdı, ateşti, en kızılıydı alevlerin. ben de pervaneydim. kısacası, ateş ve pervane ikilemine kendi aşkımın gözünden farklı bir bakış.
"yaşam bir oyuna benzer,istediğimiz kartları elde etmek elimizde değildir;ama iyi oynamak elimizdedir!" (Terence)
Seviyorum seni...Uçsuz bucaksız bir nehir gibi sana akıyorum...Gülüşlerini gördükçe çağlıyor umutlarım...İçimdeki tüm acılar eriyor sanki....Uçurumun kenarında nefes alırken acıya inat sana tutunuyorum. Hayata sımsıkı sarılıyorum...
Dünyanın en güzel sahillerinden birinde bir kum tanesiydi o. Öylesine çoktular ki, onu diğerlerinden ilk anda ayırdetmek çok güçtü.
Gömülü kaldı aşk ateşi, Hades’e yakın bir yerlerde. Ne Hades’i boylayabildi, ne gün yüzüne çıkabildi. Kimsesiz, yapa yalnız , ancak acıların en derininde, umutsuzlukların en kuytusunda kapkaranlık kaldı o Ateş, söndü o Ateş… Tanrılar, tanrıçalar, yarı tanrılar, satirler, sirenler, Pan’ın flütü… Ormanların perileri Musalar, Nympha'lar, Dionysos…Elbette ölümlüler… Tümü,
Yine de gülümsüyordu. Yine de gülüyordu karşısında gitmesini talep edene...
Yarım kalan aşklardan biriktirilmiş bir aşktı bana verdiğin.En yaşanılamamış duyguların satır aralarına gizlediğin sözcüklerdim belkide.İmkansızdım sana ve zaferindim en büyük.
Ben seni unutmak için sevmedim. Şimdi sessizce yaşamalıyım seni. Son kelimelerini suskunluğuna ilmekleyip " gitmeliyim, mecburum" diyorsun. Ne diyebilirim ki haklısın. Yokluğunda da severim seni. Sana söz sevdiğim; seni sensizlikte bile seveceğim.. Bir dakika önce yürüdüğüm yollarda senin ayak izininde karşılaşma ihtimalinde sevdim seni. Unutmadan sana bir teşekkür
Bıraktığın minik kedicik büyümüş, kendi ayaklarıyla koşturur olmuştu dilediği yöne. Gitmek istediği yönde sen yoktun. Yağmurlar da bitmişti zaten. Şimşekler çakmıyor, onu korkutmuyordu. Islak da değildi tüyleri. Çoktan vazgeçmişti bulduğu her sıcaklığı dost sanıp sarmalanmaktan. İnsanlar olgunlaşır, kediler büyürdü.
Ayrılık üzerine yaşanmış gerçek düşünce ve saptamalar.. eminim ayrılığı yaşadıysanız en az bi cümlesi sizin içinizden de geçmiştir..
Birgün kalple değilde beyinle seveceğime karar verdim acı çekmemek için.. Çünkü beynin kalbe hüküm edebileceğini düşündüm.. Kalbin saçma tavırlarını kontrol altına almak istedim.. Ama yanılmışım, yanlış düşünmüşüm.. Bi şekilde kalp acıyı kendine çekiyor ve bütün vücuda pompalamayı başarıyor yine.. Seven insan hep acı çekermiş meğer..
Aşağıdaki denemem, Ağustos-Eylül 2009 tarihli Notos dergisinin 17 sayısında bulunan Bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız? bölümünde yayınlanan bir resim üzerine yazılmıştır. Resmi, yazar sayfamda ve aşağıdaki linkden görebilirsiniz
http://images.easyart.com/i/prints/rw/en\_easyart/lg/3/0/Ruth--1995-Max-Ferguson-306627.jpg
Okuyan herkese teşekkür ederim.
Ne kadar benziyoruz aslında birbirimize, ikimizi de harekete geçmekten
Bir tanem
Sen gideli uzun zaman olmadı
Bir ömür desem az gelir
Dönerken sakın unutma
Yanında götürdüğün kalbimi geri getir