Olmak Gibi Bir Şey
Belki de SEN ve BEN Ayrı zamirlerdi bir zamanlar Sonra ben sen oldum, sen yine sen Ah bir bilsem Ne zaman başladın gezinmeye damarlarımda Ne zamandı seni sevmem
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
Belki de SEN ve BEN Ayrı zamirlerdi bir zamanlar Sonra ben sen oldum, sen yine sen Ah bir bilsem Ne zaman başladın gezinmeye damarlarımda Ne zamandı seni sevmem
Yanaklarımda beliren o yüreğim rengindeki aşk,senin varlığınla alevlere veriyordu kendini.Yanmayı seviyordum.Senin kalbine dokunmadan geçen aşkın içimde oluşturduğu cesareti,hayatıma bir ödül sayıyor, yüreğimde büyüyen yangında,canımın acısına karşın sana olan o sıcak duygunun yakıcılığını seviyordum.Seni seviyordum,sen bilmiyordun.
Gittiğini sandığımda ki çaresizliğimle dökülürken dudaklarımdan kelimeler, sen tüm varlığınla hala duruyordun dimdik ayakta karşımda. Gidişinin ardından yaktığım ağıtlar seni gördüğümde sevinç çığlıklarıyla çınlattı dört bir yanı.
Kaybetme korkusu mu acaba hep bu hazin sonları hazırlayan? Kaybetme düşüncesi mi çağırıyor bu kederli ayrılıkları? Hani diyorum ki acaba inansaydık ikimiz de bu aşkın gücüne, bitmeyeceğine dair inandırabilseydik kendimizi, acaba farklı mı olurdu? Çarpışan iki kocaman yalnızlıktan bir bütünlük doğar mıydı ki? İkimiz de korkaktık düşüncelerimizin gücü
Rengi yok sevdanın, kalemsiz yapılır resmi. Bilmez konuşmayı, her sözünde yalan vardır. İnanmaya gelmez, inanmayın. Ne susturabilirsiniz beni, ne de duyarsınız... Bir gün gelir bir elinizde kalem, bir elinizde kağıt resmini çizmeye çalışırsınız sevdanın...
“Benimle yağmurda ıslanır mısın?” diye sormuştu adam.
“Yağmurdan özür dilerim ama, asıl avuçların, bereket çeşmesi” demişti kadın.
“…AŞK’ların en güzelini, çılgınca sevenini,
yalnız sende bulmuştum, yalnız senin olmuştum…”
Kelimeler ile anlatılamayacak kadar engin, sevgili ile yaşanılacak kadar coşkulu, ifade edilemeyecek kadar yoğun ve tanımlanamayacak kadar karışık olan, herkesçe bilinen, adına AŞK denilen efsunlu kelimeyi anlatmayacağım. Onu yaşayacağım.
Sahiden...
İnsanın hangi pişmanlığı geçmez, hatta gün geçtikçe artar?
Yaşadıklarınınki mi, yoksa yaşayamadıklarınınki mi?
Adım adım yürünen notalarda kan damlaları var gibi. Sadakatin küskünlüğünde koca bir cinayet lekesi. Anmaya değmeyen anılara kaldırılan kadehleri vuran keskin bir nişanci, nişanları gögsünü kabartan. Hikayelerime yatsı düşler ekleyen sen, dost adı altında çehre çeper açsın sohbetlerime. 100küsür ekranım sana bu gece, şirfesiz radyo yayınıyım mahallene, blok
Yine de gülümsüyordu. Yine de gülüyordu karşısında gitmesini talep edene...
Yarım kalan aşklardan biriktirilmiş bir aşktı bana verdiğin.En yaşanılamamış duyguların satır aralarına gizlediğin sözcüklerdim belkide.İmkansızdım sana ve zaferindim en büyük.
Birgün kalple değilde beyinle seveceğime karar verdim acı çekmemek için.. Çünkü beynin kalbe hüküm edebileceğini düşündüm.. Kalbin saçma tavırlarını kontrol altına almak istedim.. Ama yanılmışım, yanlış düşünmüşüm.. Bi şekilde kalp acıyı kendine çekiyor ve bütün vücuda pompalamayı başarıyor yine.. Seven insan hep acı çekermiş meğer..
Gömülü kaldı aşk ateşi, Hades’e yakın bir yerlerde. Ne Hades’i boylayabildi, ne gün yüzüne çıkabildi. Kimsesiz, yapa yalnız , ancak acıların en derininde, umutsuzlukların en kuytusunda kapkaranlık kaldı o Ateş, söndü o Ateş… Tanrılar, tanrıçalar, yarı tanrılar, satirler, sirenler, Pan’ın flütü… Ormanların perileri Musalar, Nympha'lar, Dionysos…Elbette ölümlüler… Tümü,