Belirsiz Bir Mektup
akla gelen sözcüklerden örülü garip gelen ve giden adresinin belli olmadığı, sadece gönderenin belli olduğu, ancak kime gönderileceğinin asla bilinmediği bir mektup denemesi.
"Okumak, zihnin kanatlarını açmaktır. — Helen Hayes"
"Okumak, zihnin kanatlarını açmaktır. — Helen Hayes"
akla gelen sözcüklerden örülü garip gelen ve giden adresinin belli olmadığı, sadece gönderenin belli olduğu, ancak kime gönderileceğinin asla bilinmediği bir mektup denemesi.
Aynadaki buharda esrik izler bırakan bedenim kadar silikti düne kadar yaşam gözümde. Bir banyo küvetinde aşk girdi içime, aktı dudaklarımın kenarından yedi tepe kıvamında… Öpen dudakların mıydı Ege’yi? Ah kirpiklerinde alev saklayan adam, tülünü yırttın soluksuzluğumun. Kabuğumda en derinlerde sakladığım istiridyem inci beyazı oldu artık sana. Üst perdeden
Yıllardır beslediği, yanından hiç ayırmadığı, kendine sadık olduğunu düşündüğü köpeğine teklif etti:
-Taze dana etini tercih ederim. Cevabını aldı.
Bütün bulutlara sana dair sevdamı yükledim,üzerine sağanak sağanak yağsın diye.Bütün rüzgarlar aşkımızı taşıyor.Yarınlara dair tüm umutlarımı senin gamzelerine gömdüm,her gülüşünde ortaya çıksın diye…
“Ölüme gülümserken varlığım, yüreğini sürmelisin gönlüme
İmkansızlığın kanarken içimde, gamzelerimde dindirmelisin yalnızlığı yar.”
Gittiğini sandığımda ki çaresizliğimle dökülürken dudaklarımdan kelimeler, sen tüm varlığınla hala duruyordun dimdik ayakta karşımda. Gidişinin ardından yaktığım ağıtlar seni gördüğümde sevinç çığlıklarıyla çınlattı dört bir yanı.
Sen..Ben..Bir de biz…Biz ki bu sevdaya başlamadan sonumuzu çizen iki kahramandık sırtları hiçbir zaman birbirine dayanmayacak..Biz ki tek umudun peşine takılıp ölümü birbirimizin dudaklarından içen iki kurşunduk girse de yüreğimizin en derine…Kanasa da gövdemiz gözlerimiz hiç acımayacak...İki yoksulduk biz gözlerimizde sevdamızın varlığıyla zenginleşen..Tek bir yolduk avuç içlerimizden düşüp
Seni hep yarım hatırlıyoruz, silik hayalin... parça parça küçücük… Binlerce parçasın sen içimizin bulmacasında.
Aşkı kimse çözememiş şimdiye kadar, hiçbir akıl onu kavrayamamış, sen mi anlayacaksın aciz aklım, sen mi onu yola getireceksin yaralı kalbim?
Kim hiç balık olmayan bir gölde avlanmak ister? Kim bir su içmek uğruna dudaklarını katleder? Söyle dürüstlükten, adaletten, samimiyetten söz eden. Kim bir çöl olma sevdasıyla yüreğine kaktüs diker.
Suya aşk düşer mi diyeceksiniz?
Ben de düşmeyeceği/yazılamayacağı kanaatindeydim.
Değil suya aşkın, kâğıda bile yazılmayacağına inananlardandım.
Aşk suya düşünce;
Aşk suya düşünce…
Aslında seni özgür bıraktığımda, benim de kanatlarım açılmalı yeni bir aşka. Açılabilmeli. Ama öylesine kilitlemişim ki seninle kendimi, anahtarsız kaldım apansız. Çilingiri yok aşkın. Tek kapı, tek kilit, tek anahtar. Şafağa kadar uzasa arayışlarım, gün yine de aşka kilitli başlar, ayırdındayım…
Rüzgarın saçlarını usul usul okşayışını, Nisan yağmurlarının kurak çöllerine nazlı nazlı yağışını izledim durdum uzaklardan. Sen farkına bile varamazdın. Kıskanırdım seni. Tenini terinden, gözlerini kirpiklerinden kıskanırdım seni. Kıskanç biri olduğumdan değil sevgili. Söylesene bana sevgili; gece vardiyasından yorgun dönen yıldızların kirpiklerinde dinlendiği o Meleksi yüreğini kim kıskanmaz ki
Bedenime kefen biçti ellerin de
Ben yine de kıyamadım.
Dokunuşlarına öldüm sevgili.
Kırpma gözünü sen de acıma bana
Sevdaların pınarına kandırma yüreğimi
Erguvan rengi bir pelerin bu gece üzerimde... İmparatorluk moru de istersen. Gücün, kudretin, kuvvetin simgesiymiş bir zamanlar firavunlar diyarında... Hayallerimde sarıldım sımsıkı mor bir düşün düşüncesiz düşmanlığına... Hem düştü hem düşmandı. Mor, düş ve düşmanlık sarhoşluğumda cılız adımlarla boş sokaklarda sallandı...
Aşk ve onun bizleri türlü türlü düşürdüğü haller ve daha birçok önemli öğütler ve de bilgiler içeren sizler için bir yazı...