Kırılma
Neden kalplerimiz bu kadar katı olmak zorunda ve hep kırılgan? Mesela "benim kalbim su gibidir" desek daha iyi olmaz mı?
"Sözcükler, elbette, insanlığın kullandığı en güçlü ilaçtır. — Rudyard Kipling"
"Sözcükler, elbette, insanlığın kullandığı en güçlü ilaçtır. — Rudyard Kipling"
Bir tanem
Sen gideli uzun zaman olmadı
Bir ömür desem az gelir
Dönerken sakın unutma
Yanında götürdüğün kalbimi geri getir
Gece ağır,
Yerinden kıpırdatamadığım parmaklarım kadar ağır…
Kalem ağır, kelam ağır…
Düş/ü/yorum düş bahçelerinden,
Düş/üm ağır…
Bedeli ödenmemiş mutluluklar vardır, hani kimi zaman neşeye boğar sevinçle, kimi zaman en inanılmaz oluru getirir önünüze.
Şimdi, öylece çıkıp gel İçtiğin bir kahvenin tadı düşsün damağına ve unuttuğun bir şarkı gibi dolansın adresim yollarına...
Şimdi Londra’nın karlı bir akşamından yazıyorum sana bu satırları. Hem de buzdan hayaller kurarak. Yokluğunda buz tutan ellerimle… Oysa sana sımsıcak düşlerle gelmiştim, sımsıcak umutlarla. Şimdi Pencerelerimden ışık sızmıyor, gece kendi karanlığında büyüyor sevgili…
Ömür şemsiyesini açsak da hasretinin hafakan çığlıklarında üşüyecek yüreklerimiz..Üşüsek bir serce edalı yangınlarda ısıtacağız düşlerimizi..Bu dünya' ya hasreti ekip, Ahirette gözlerine ektiğimiz sevdayı biçeceğiz.
Ne olduysa oldu aklıma takıldı birden- durup dururken- Nedir aşk? Ayaklarımızı yerden kesenLeylayla Mecnun mu / Ferhatla Şirin mi bizi bizden eden?...
İç dünyamın derinliklerini, sevgiliye çağrıyı, karanlıklardan kurtulup maneviyatın, Allah'ın ilminin nuru'na kavuşmayı isteyişim, özleyişim... Yazının derinlerinde gizli bir serap, derinlerin de ötelerinde gizli bir hakikat... Allah Dostu Manevi, rahmani, insani güzellikleri de yardıma çağıran, yalansız, çarpıtılmamış, tertemiz hakikatin Aşk'ını anlatan, içerisinde farklı muhteviyatlar barındıran bir yazı...
Beraber acı çekmekti sevgi yeri geldiğinde. Acıya deva olmaktı sevgilinin sevgisi. Sevdiğinde hüznün bir damlasını gördüğünde kendini acı ummanlarında boğmayı istemekti. Alıp onu o diyardan yıldızlara götürmeyi göze almaktı belki de...
Her damla göz yaşının hala suların içinde olduğunu bilse insan oğlu
Ne su içebilir ne de ayaklarını yıkayabilir
En son bir pazartesi sabahıydı seni görüşüm. Ve bittiği gündü o gün. Bilseydim o gün sana daha çok sarılırdım, kokunu benliğimle tanıştırırdım. Kokuna hasretim, sesine, tenine... En çok da neyi biliyor musun? İyi ya da kötü her anımızda binlerce sevgi sözcüklerini bir köşeye atıp söylediğimiz o "CANOM" kelimesine...
Ahmet Kaya'nın söylediği Şafak Türküsü parçasının bende hissettirdikleri...
Ruhların kafeslere kilitlendiği ve ruhların kafeslerinin kapılarındaki demir çubukları sarstığı günümüz dünyasında… Aynı dil ile konuşup, aynı kelimeyi ayrı anlayan insanlarımızın dünyasında…
Ve ruhum kendi lisanıyla yalnızlığını paylaşacağı akşamın zifiri karanlıklarına kavuşacağı saatleri beklerken, yine saatlere isyan ediyor; ağır aksak yürüyen akrebine yelkovanına…
“Ellerimi bulamıyorum, yardım edin bana.”
İyi ki bulamıyorum, tutunmak isteyebilirdim.
Bu düşler, sakıncalı düşler.
Nereden çıktı şimdi?
Ölü bir yüreği yeniden canlandırma hayáli, adi üzerinde hayál.
Dil; bazen gönlün her istediğinin dışından akar, tersine koşar, aksine eser... Her şeyi geride bırakıp uzaklaşmak isteyenlerin değil de kalmak istediğini söyleyemeyen aşkların cümlesidir bazen “Ben gidiyorum”
Umutsuz bir bekleyişti benim ki.Umut hep vardı aslında ama gün geçtikçe mutsuzluk kök saldı...
Gelişen teknoloji asırlardır kör olan aşkın da gözünü açmayı başardı nihayet..
Aşkım apansız göçeceğini hiç hesaba katmamıştı, bir anda gidiverdi, üstelik daha da çok gençti zamansız oldu ölümü. Yokluğuna alışmak hayli zor oldu seven kalbime ve ben daha buna inanamazken, kocaman bir yalnızlık bırakıldı ellerime “al bu sana aşkından miras kaldı” diye.