Noel Baba Bize de Özgürlük Getir
''Size güzel yurdumun kıvrak zekasının ürünü olan bir türküyü armağan ediyorum.''
"Yaratıcılık, beynin sağ lobundan gelen bir esinti, sol lobundan gelen bir taksittir." - Terry Pratchett"
"Yaratıcılık, beynin sağ lobundan gelen bir esinti, sol lobundan gelen bir taksittir." - Terry Pratchett"
''Size güzel yurdumun kıvrak zekasının ürünü olan bir türküyü armağan ediyorum.''
Bir 17 Ağustosun zifiri karanlığında sıcacık ve sakin evler, sahibini yiyen canavara dönüştü. Geriye o evlerde yaşamaya devam eden acılı insanlar, kırık umutlar, öksüzler, yetimler ve bir de ‘’deprem korkusu’’ kaldı…
Ülkemizin şu an gündemde olan en önemli ( ! ) konusu hakkında fikirlerimi ortaya koyduğum bir yazıdır.Bu başörtüsü-türban sorunu ortaya çıktığından beri (Erbakan Hükûmeti zamanında ortaya çıkmıştır.) süregelen kargaşaların hala devletin en önemli gündem maddesi olması gerçekten acınası ve komik bir durumdur.
Sanırım televizyonsuz bir hayatı hiç hatırlamayan bir neslin hemen bir üst kuşağını temsil ediyor yaşım. Dolayısıyla televizyonsuz bir yaşamdan sonra televizyonla tanışmanın mutluluğu çocukluğumuzun en masum günlerine denk gelmiş oluyor bu durumda. Ondan
Bir takım kalıplarla yaşamımızı sürdürmeye o kadar alışmışız ki karşımızdaki insanlara kendimizi tanıtırken bile insan olduğumuz dışında tüm değer yargılarımızı anlatmayı marifet biliyoruz.
Ne ifade eder sizler için zaman. Durdurulması ve belirli zümre için bile olsa tanımlanmış oluşumların dışında bir özellik içinde anlamlandırılma şansı bulunmaması, belki de sürekli günah keçisi ilan edilme tutkusu oluşturmuştur zaman mefhumunda...
Doğduğunda körleşen insanın azap tohumları ne de çabuk dünyayı sarmış, ve bu tohumlar ateşler lordunun en vazgeçilmez oyuncaklarıymış.
Ağla bir kan pıhtısından yaratılan şimdi ağla...
Evet, valimizi kaybettik. O Türkiye’nin valisiydi. Yaşadığı ilçedeki kaymakamın, ildeki valinin adını bilmeyenler onun ismini biliyordu. Çünkü o bu toprakların değerlerinden beslenen bir anlayışla yapıyordu işini. Onun bürokratlık anlayışında asık suratlılık yoktu. Halkına hizmet vardı. O,valisi olduğu şehirlere hâkim değil hadimdi.
Sevmek ve değer vermek. Yalnızca iyi olduğu için, sevgiyi iyiliği barındırdığı için, çıkarsız, beklentisiz, yürekten ve samimice. Sevmek, İnsanı sevmek. Tüm güzelliklerin insanı sevmekle başlayacağını bilmek. İnsanı, gerçek insanı sevmek.
Türkmenlere yönelik sosyokültürel bir özeleştiri denemesidir…
Son zamanlarda gelişen olaylara farklı bir bakış açısı getirmeye calıştığım bu yazım, bize olanı değil olması gerekeni hissettiren cümlelerle oluşmaktadır..
Türkmen kocası Yunus’a; “Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm” dedirtenin ferman evi bildiği, kaç gönülü en yüce makam bildik, hürmet ettik? Ya da kaçını hile ve desiselerimize alet edip darmadağın ettik, soruyor muyuz kendimize?
Hoşgörü ve sevginin gitgide yok olduğu şu sıralarda, bilerek veya bilmeyerek bir değil birkaç kalp birden kırıyoruz ve kırmaya da devam ediyoruz. Çoğu zaman da kendimizi haklı çıkarıyoruz. Nedense, kalbimize en zor öğrettiğimiz ya da hiç öğretemediğimiz iki kavramdır, hoşgörü ve sevgi. Oysa… Hoşgörü, insanların taşıyacağı en büyük,
Bir takma ismin temsil ettiği, kelimelerle ifade edilmeye tanımlanmaya çalışılan insanlar..
Bir insan için dikbaşlılığın en yüksek derecesi nedir? Kendi varlığını yadsımasıdır. İnsan kendi iradesiyle yaşamına son verebilirse Tanrı kendisi demektir. "Tanrı yoksa ben tanrıyım" hadisesi!! İnsan kendini öldürmeden yaşayabilmek için Tanrıyı icat etti
Mert Başaran