Noel Baba Bize de Özgürlük Getir
''Size güzel yurdumun kıvrak zekasının ürünü olan bir türküyü armağan ediyorum.''
"Yarınki gazetede intihar ettiğimi okursan, bil ki bu sadece pazarlama stratejimin bir parçasıdır." — Oscar Wilde"
"Yarınki gazetede intihar ettiğimi okursan, bil ki bu sadece pazarlama stratejimin bir parçasıdır." — Oscar Wilde"
''Size güzel yurdumun kıvrak zekasının ürünü olan bir türküyü armağan ediyorum.''
Aslında televizyonda on altı yaşından küçük olan çocuklara şiddeti yasaklarken çocuk bahçesinin yanında olan kanlı bir kazaya en erken üç saatte ancak cesetlerin üzerine gazete parçalarıyla süs yapması için bir polis gönderebilen, tüm sokakları kaplayan k
Çatlak çatlak olmuş topraklara git sor "Barış nedir?" diye. Su derler sana. Toprak derler. Bereket derler. Azıcık su versen ellerine hemen toprağa atarlar onu, kurumuş, beyazlaşmış, derisi soyulmuş dudaklarına götürmeden önce.
Ülkemizin şu an gündemde olan en önemli ( ! ) konusu hakkında fikirlerimi ortaya koyduğum bir yazıdır.Bu başörtüsü-türban sorunu ortaya çıktığından beri (Erbakan Hükûmeti zamanında ortaya çıkmıştır.) süregelen kargaşaların hala devletin en önemli gündem maddesi olması gerçekten acınası ve komik bir durumdur.
Bir 17 Ağustosun zifiri karanlığında sıcacık ve sakin evler, sahibini yiyen canavara dönüştü. Geriye o evlerde yaşamaya devam eden acılı insanlar, kırık umutlar, öksüzler, yetimler ve bir de ‘’deprem korkusu’’ kaldı…
Sanırım televizyonsuz bir hayatı hiç hatırlamayan bir neslin hemen bir üst kuşağını temsil ediyor yaşım. Dolayısıyla televizyonsuz bir yaşamdan sonra televizyonla tanışmanın mutluluğu çocukluğumuzun en masum günlerine denk gelmiş oluyor bu durumda. Ondan
Bir takım kalıplarla yaşamımızı sürdürmeye o kadar alışmışız ki karşımızdaki insanlara kendimizi tanıtırken bile insan olduğumuz dışında tüm değer yargılarımızı anlatmayı marifet biliyoruz.
Doğduğunda körleşen insanın azap tohumları ne de çabuk dünyayı sarmış, ve bu tohumlar ateşler lordunun en vazgeçilmez oyuncaklarıymış.
Ağla bir kan pıhtısından yaratılan şimdi ağla...
Evet, valimizi kaybettik. O Türkiye’nin valisiydi. Yaşadığı ilçedeki kaymakamın, ildeki valinin adını bilmeyenler onun ismini biliyordu. Çünkü o bu toprakların değerlerinden beslenen bir anlayışla yapıyordu işini. Onun bürokratlık anlayışında asık suratlılık yoktu. Halkına hizmet vardı. O,valisi olduğu şehirlere hâkim değil hadimdi.
Sevmek ve değer vermek. Yalnızca iyi olduğu için, sevgiyi iyiliği barındırdığı için, çıkarsız, beklentisiz, yürekten ve samimice. Sevmek, İnsanı sevmek. Tüm güzelliklerin insanı sevmekle başlayacağını bilmek. İnsanı, gerçek insanı sevmek.
Türkmenlere yönelik sosyokültürel bir özeleştiri denemesidir…
Son zamanlarda gelişen olaylara farklı bir bakış açısı getirmeye calıştığım bu yazım, bize olanı değil olması gerekeni hissettiren cümlelerle oluşmaktadır..
Türkmen kocası Yunus’a; “Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm” dedirtenin ferman evi bildiği, kaç gönülü en yüce makam bildik, hürmet ettik? Ya da kaçını hile ve desiselerimize alet edip darmadağın ettik, soruyor muyuz kendimize?
Hoşgörü ve sevginin gitgide yok olduğu şu sıralarda, bilerek veya bilmeyerek bir değil birkaç kalp birden kırıyoruz ve kırmaya da devam ediyoruz. Çoğu zaman da kendimizi haklı çıkarıyoruz. Nedense, kalbimize en zor öğrettiğimiz ya da hiç öğretemediğimiz iki kavramdır, hoşgörü ve sevgi. Oysa… Hoşgörü, insanların taşıyacağı en büyük,
Bir takma ismin temsil ettiği, kelimelerle ifade edilmeye tanımlanmaya çalışılan insanlar..
Kemal Tahir