Bugünlerde Bana Aşk Anlatılıyor
Yaşamlarınızı kolaylaştirabilirsiniz ama ne olur insanları basitleştirmeyin…
Gitmek hakkınızdır, ama o gidişler, gelişleriniz kadar güzel olmalı…
"Yazmak, aslında sadece okumayı geciktirmenin bir yoludur." - Umberto Eco (kurgusal)"
"Yazmak, aslında sadece okumayı geciktirmenin bir yoludur." - Umberto Eco (kurgusal)"
Yaşamlarınızı kolaylaştirabilirsiniz ama ne olur insanları basitleştirmeyin…
Gitmek hakkınızdır, ama o gidişler, gelişleriniz kadar güzel olmalı…
Yol göster bana küçük Didem. Yine birşeyler başa dönüyor. Neden bu kadar isteksizim. Bizi rahatsız eden ne? Neden huzursuzum. Neden en basit işi bile yapmak istemiyorum. Neden şu anda seninle konuşmaya çalışırken bile rahat değilim, ne oluyor bize? Lütfen içimizdeki ışığı yakmama yardım et. Önümüzde kuyuların açılmasından korkuyorum
Yazının diyorum çünkü artık kendimin olup olmadından emin değilim, ellerim bemin değil çünkü ayaklarım,
gözlerim benim değil çünkü kulaklarım, duyduğum yol değil , yürüdüğüm sağır ...
Tüm sıfatları sildim ben bu gece izninle ANNECİĞİM. Sadece senin kızınım. Fundan, sarı papaçan, fındığın… Dilimdeyse sadece sen varsın artık. ANNEM, ANNECİĞİM, ÇİLTUŞUM.
Hangi kaldırım taşına sorsan yüzsüzdür, yüzüne bulaşan çamurdan da yüzsüzdür.
Zeki çocuklar mı? Matematik konusunda zeki olan çocuklara özel ilgi göstermek demek, dışarıda uyuşturucu satıcılarının para hesabı yapması demektir
futursuzca yalan soyluyorum. yuzume taktigim maskeyle hilekar bir kumarbaz gibi karisiyorum kalabaliga... bildiklerim cehaletle yontuluyor ve cahil cumleler tum gunumu sarmaliyor.
Sana ve ayrılıklarımıza dair düşündüğüm tüm içsel şarkıları ve şiirleri ezberlemek gibi hissiyatlarım oldu yokluğunda. Biliyorum gideceksin ve ben gidişinle sersefil kalacak, dilenci gibi sokak aralarında seni arayacak, kendimce umutlarla bir süre yokluğuna “aşk’a hasret zamanlar” adını koyacağım.
Planlamayın...
Hayat akıp giderken, bırakın hayat size uymasın...
Önce siz hayata uyun...
Ne de olsa kazanan hep kendisi!
Göz yaşlarımızdan yaptığınız o kumdan kalelerde yaşamaya mahkum bırakıldık, sırf bizden önce bu parklarda oynayanlar öyle istedi diye!..
Yaralıyım,halim içler acısı kanıyorum!..Belki de yaranın ta kendisiyim artık kabuklarımı dökmeliyim.....
Kaçmak istersiniz her şeyden. Alıp başımı gitsem doğmamış maviliklere, diye mırıldanırsınız. Labirentler koridorlara açılır ve kendinizi aydınlık yerine sote bir holde bulursunuz. Kimsesizsinizdir ve kıvrılan larvalar acınızı arttırmak için yarışırlar. Ilgıt bir ses duyarsınız. Derinden gelen bir türkünün mırıldanmaları kulağınıza dolar.
Ruhum dağınık, toplamadım. Çarşafını örttüm geçmişin, yıldızlar içimdeki volkanların patlamadan önceki sinyallerini çağrıştırıyor. Parıl parıl parlamaktalar. Gece, güne inat tılsımını ekliyor ay'ın...
Gönlümün yatağı dağınık... Uyuyanlar var, sessiz olun uyandırmayın...
Ne yuzun var gitmeye ? Giderken düşüşlerini unutarak beni üzmeye ? hayır yorgunsun sen ! Gitme ! Benimle kısacık ömrümde gerceklerle kal !
Evlilik öncesi her buluşmalarına uzun bir bakım sonrası giden erkek ve kadın, nikahın ertesi günü, sabah birbirlerini gördüklerinde ilk şaşkınlıklarını yaşarlar.
"farkına varacaksın kimse kimseyi sevmiyor aslında seviyor-muş gibi yapıyor"
Oğuz Atay