Darwinizm, Komünizmin Bilimsel Kılıfıdır
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de komünist örgütlerin hem propagandalarının ve hem örgüt içi eğitimlerinin önemli bir parçası Darwinist eğitim programlarıdır.
"Kitaplarımın yanmasını izlerken sigara içmek, bir yazarın yaşayabileceği en ironik keyiftir." – Oscar Wilde"
"Kitaplarımın yanmasını izlerken sigara içmek, bir yazarın yaşayabileceği en ironik keyiftir." – Oscar Wilde"
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de komünist örgütlerin hem propagandalarının ve hem örgüt içi eğitimlerinin önemli bir parçası Darwinist eğitim programlarıdır.
\* Okunmak istiyorsan okumalısın.Sadece okunmak amacıyla yazıyorsan umduğunu bulamayabilirsin!
TV reklamları bu ülkedeki psiko-sosyal bunalımın, hastalığın ve ruhsuzluğun çok açık bir göstergesi, adeta toplumdaki gidişatın, zavallılıkların, aczin, yenilginin, çürümenin ve kokuşmanın aynası olmuş. Ruhunu kaybeden toplumlar diğerleri karşısında başarılı olamaz, ruhsuz uluslar ezilmeye ve özgürlüklerini kaybetmeye mahkumdurlar.
İskender Pala
“Firuze gözlü yârimdir Malatya!...
Zamanın buz tutmuş eteklerinde kırık dökük düşlerime tutunurken, peşinden gittiğim acı tatlı hayallerim beni Beydağı eteklerine götürüyor. Yürek devletimin payitahtı olan bu gizemli ak şehir, bana kaybettiklerimin izinden ısrarla gitmemi söylüyor. Ne kadar uzağına düşsem de, Malatya hep yanımda, yanı başımda… Ben
Akıp giden zaman girdabında biz de sürükleniyoruz. Uyanık olmak, gelen mesajları iyi anlamak, iyi özümsemek lazım gelir... Daha yeni doğmuştuk oysa, ne çabuk okula gittik, sonra daha yükseklerini okuduk, meslek sahibi olduk, evlendik, çocuklarımız oldu, babalarımız dede oldu, bizler anne baba olduk. Şimdilerde de dede olma adayıyız hali
Bu halk hareketlerinin görüldüğü ülkelerin sosyo-ekonomik durumları, rejimleri arasındaki farklılık, çoğunda bu hareketlerin, emperyalist çıkarlar doğrultusunda yönlendirilmesi, gelenin gideni aratması yukarda yaptığımız “Ancak, dünyaya tohumu atılan anti-kapitalist bilinç, devrimle dünyayı değiştirme anlayışı, özgür, sömürüsüz, barışçıl, adil bir dünya özlemiyle başkaldırı geleneği tekrar kendini göstermeye başladı.” tesbitini çürütmüyor kanımca.
"...Gerçeği kabul etmiş ve derin bir sessizliğe dalmıştı.
O akşam gardiyanlar mahkûmları işkenceye götürmek için koğuşa gelince adamın ölüsünü bulmuşlardı; zavallı, gerçeğe dayanamamıştı.
Hikâyeleri yazarken bile ürperdim, inanın"
Milli egemenlik, egemenliğin millete ait olduğu gerçeğini teslim etmektir. Halkın görüşünün esas alınmasıdır. Halkın seçtiklerine saygı duymaktır. Kişi ve zümre egemenliğini reddetmektir. Onun içindir ki milli egemenlik, monarşi ve oligarşiyle bağdaşmaz.
Kadının birini saraya götürmüşler, ahır nerede demiş. İnsan ne görürse onu yaşar. Bir şehir insana ufkunu göstermediği sürece o şehirde yaşayanların geleceği karanlıktır.
Oyun mezarlıkta başlıyor. Eşinin ölmesiyle ağıtlar yakan kadının vasiyetname okunduktan sonraki aldığı tavır görülmeğe değer doğrusu. Çünkü kendisine yeteri kadar miras kalmadığını öğrenince bu defa ölen eşin ardından söylenmedik laf kalmıyor.
Ardından, bir arkadaşımdan bir yorum düşer sayfama: Köyde söylediler... ‘Adam karizmatik ,çok yetenekli. Yesin biraz. Herkes yiyor ki...’ Donakaldım, yesin biraz’a. Nasıl bir toplumuz biz, hırsızlığa alışmış.... ‘Sen çaldın mı hiç Naci abi’ dedim. ‘O nasıl laf başbakan mıyım lan!!!!’
Hayat biz olmamızı isterken, biz hala başkaları gibi olmak için çabalıyoruz...
Şule Gürbüz