Bir Matemin Ardından Tarihe Not Düşmek
Kalemdir kılıcı çektiren, Kalemdir kılıcı kıran.
"Yarınlar, bugünün kahvesini içmeye cesaret edemeyenler için hep bir sonraki fincanın dibinde saklanır." - Neil Gaiman"
"Yarınlar, bugünün kahvesini içmeye cesaret edemeyenler için hep bir sonraki fincanın dibinde saklanır." - Neil Gaiman"
Kalemdir kılıcı çektiren, Kalemdir kılıcı kıran.
Oyun sonrası konuştuğumuz yönetmen Sami Yakar, oyun için şunları söyledi: “ Geçen yıl “Papaz Kaçtı” oyunumuzla büyük beğeni ve takdir topladık. Bu, bizi daha iyi oyunlar çıkarmamız için kamçıladı. Amacımız, seyircimizle sanatın güzelliğini paylaşmak, onlarla bir gönül köprüsü kurabilmekti. Bir süreliğine de olsa onları, hayatın günlük sıkıntılarından uzak
YZgünümüzde yayla kültürü büyük ölçüde insanın hava ve ortam değişikliğine olan ihtiyacından kaynaklanır. bunun dışında; sağlık, dinlenme, tabiata tutkunluk, geçmişe saygı, modernliğin iticiliği gibi insanları yazın yaylaya atan pek çok neden vardır. artık geleneksel yaylaya göç olgusu değişmiştir. iklimin ve sosyal koşulların değişmesiyle sayıları az da olsa kimi
Falih Rıfkı Atay
Geçtiğimiz günlerde Denizli’de yapılan 27. Uluslararası Amatör Tiyatro Festivali’ne katıldık. Gerçekten büyük bir organize idi. Benim, bu festivale üçüncü katılmam idi. Daha önce de oyuncu ve gözlemci olarak iki kez katılmıştım. Bu sefer ise Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Genel Müdürü olarak konferans vermeye davet edilmiştim. Seve seve gittim.
Alanında büyük bir boşluğu dolduran “Gümüş Portreler”, bu şehirde yaşayan, şehrin değerlerini gün yüzüne çıkarmaya çalışan araştırmacı-yazar İsmail Hayal’in üç yıllık titiz ve yorucu bir çalışmasının ürünüdür. Siz bakmayın eserin adının “Gümüş Portreler” olduğuna, bu esere “Altın Portreler” dense yeridir. Hayal, ‘Gümüşhane’ adından esinlenerek eserini böyle isimlendirmiş. Yoksa
A gibi severim seni. Dam ise martılarla dolar. Martılar ise özgür yanımdır benim tıpkı gelgitli denizler gibi. Martılar derin hayallere dalarken mısra kıyılarından, kelimelerle uçarım hiç güneşim olmadığın göklere ve şiir denizine. Bu yüzden adam gibi ne martı olurum ne de deniz. Oysa sen limansın suyu olmayan mavi
Oyunda en çok zevk aldığım sahneler, birinci bölümde Mercutio (Gürol Tonbul), Romeo (Tamer Yılmaz) ve Benvolio'nun (Mehmet Demiralp) bir arada olduğu sahne. Dumanın olmadığı, gök gürültüsü efektinin duyulmadığı, müziğin sesinin açılmadığı “sessiz sakin bir beş dakika”. Bu üç sanatçı “sadece oyunculuklarıyla”, beni alıp Romeo ve Juliet oyununa götürdüler.
Az biraz düşündüğün zaman, fark edeceksin ki hep aynı süreç tekrarlanıyor... Her seferinde de uzun uzun tekrarlanan aynı masalları duyuyoruz... Duymamız, hatırlamamız ve o konu için kafa yormamız için de medya elinden geleni yapıyor.
Ülkemizde pek çok okulun değişik periyotlarda çıkardığı okul dergileri vardır. Bu dergiler okulların dışarıya açılan penceresidir. Bu dergilerde ilk yazılarını ve ilk şiirlerini yayınlama imkânı bulanlar arasında geleceğin şair ve yazarları da vardır şüphesiz. Bunu düşünerek her okulun bir dergi çıkarmasının elzem olduğuna inanıyorum. Hatta Milli Eğitim Bakanlığı,
Türkiye sineması ve seyircisi için üzücü olan Uzakdoğu sinemasından mahrum olmasıdır. Dağıtım şirketlerin ve anlayışın Amerikan tekelinde olması bu mahrumiyetin başlıca nedenleridir. Uzakdoğu sinemasını takip eden Amerikalılar, uzak doğunun birçok filmini taklit ederek önümüze sererken, filmleri kendine mal ederek, bizleri aldatıyor. Bu aldanmanın kurbanı Türkiye seyircisi olmaktadır.
Düşman nerede ki?
Yoksa oğlum mu nişangâh?
Oğullarımız tanıyor mu düşmanlarını?
Hangi canlının yaşamı, ölmeye yatmak üzere kurgulanmıştır? Hangi canlının DNA’ları, ille de ölüm için dizgeselleştirilmiştir? Ölüm kaçınılmazdır ama yaşama dürtüsüdür baskın olan.
Enis Batur