..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Mermere sıkışmış bir melek gördüm ve onu özgürlüğüne kavuştuncaya dek mermeri oydum -Mikelanjelo
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - İronik
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri

Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  

Şehrim Kadınları
Übeyda Nur Karadağ
Şiir > Toplumcu

Gün doğdu yine Yine o içimdeki karmaşıklık Koşuşturan insanlar Ölüm, doğum, kalabalık Karışık her karışım karışık Yine uyandım Uyuyamamıştım da aslında Çünkü İstanbul’um ben Uyuyamam ki Hiçbir zaman sönmez benim ışıklarım Ve çok fazla kalabalığım bir o kadar yalnız Büyüğüm epey O kadar da küçük Güçlüyüm ben Ama fazla savunmasız İstanbul’sun sen diyorlar Ne peki İstanbul Ben söylüyorum İstanbulluların her şeyi, Fakat hiçbir

[DEVAMI]

 

 


 

 




Arama Motoru


• İzEdebiyat > Öykü > İronik
101 
 Doğruya Doğru  (Funda Doğan)

Uzaklaşmak… Her şeyi bir kenara bırakmak… Çekip gitmek uzak dünyalara… Kimsesizce…
102 
 Firavun Mezarı  (FATİH YALÇIN)

Bütün bu eşyaları ile bu salon her zaman firavun mezarlıklarını hatırlatırdı ona. Ya da en çok sevdiği eşyaları ile gömülen veya adı firavun olmayan bütün müstear isimli firavunların mezarlıklarını. Bütün gerçek firavunlar sırf bu isimle anılma cesaretini gösterdikleri için onun saygısını kazanmışlardı. Ona göre tarihin karanlık dehlizlerine firavun adıyla gölge düşürmüş insanlar sayısı hayat hikayeleri ile beraber edebiyatçıların, cesetleri bugüne kadar bozulmadan kalması ile doktorların, mezarları ile arkeologların kalın kitaplarında belliydi. Bütün bu insan-tanrılar belli bir zaman aralığında yaşamış ve ölmüşlerdi. Onların ölümleri firavun neslini yok edemedi. İnsanlığın yaşadığı hiçbir çağ yoktur ki firavunlar eksik olsun.
103 
 Çıldırtan Aşk  (Özcan Nevres)

Bu kadehi boynuzluların şerefine içiyorum dedi. Söylenenler bana mı, yoksa başkasına mı diye bakındı etrafına. Kendinden başka kimse olmadığını gördü
104 
 Çanak Yalamada İleri Teknoloji  (Mehmet Önder)

Bu yazıda kötü yöneticilerin kişilik erozyonuuna uğrattığı toplum insanının davranışları hicvedilmektedir.
105 
 Mustafa Hoca  (mehmet guli aslan)

Bizim Mustafa hoca İmam Hatip Lisesini yeni bitirmişti. Yaz Kur-an Kursu için müftülükten izinle bir cami-i’de kur’an- Kerim derslerini vermeye başlar…
106 
 Bir Ölü Tırtıl  (a. fuat seğmen)

kısa bir ömre dair, kısa bir öykü.....
107 
 Genç Politikacı Adaylarına Öğütler!  (Mudi Beya)

Köprüyü geçinceye kadar herkese dayı demeyi öğren. İçine atladığın yapının lideri konumunda olan adamın gözüne girmeye bak! Bu kural işin, olmazsa olmazıdır… Var sayalım ki, o adam sana “ Bir adım öne çık ve nefesini tut! ” dedi. Ne yapman gerektiğini biliyor musun? Hiç duraksamadan bir adım öne çık ve nefesini tut! Yere yığılıncaya kadar öyle kal! Liderin olacak adamın gözünde senin bu durumun ‘ yaman bir fedai olduğunun , kanıtı olacaktır!
108 
 Yobaz! Arkadaşım  (Demirhan Ocak)

Çok güzel gülüyor, gülerken gözünün içi gülümsüyor... Lokantaya gelen sarhoşlara kızsa bile gayet insanca davranıyor, geçenlerde şahit olduğum bir olayda küfelik derecesinde alkol tüketmiş, Alman vatandaşın “ bana karı lazım, sende varmı?” diye saçmalamasına karşı “Yok bizde bulunmaz, şu yan tarafa bakıver” dediğine şahit oldum.
109 
 Yarın Daha Çok Sevdalı  (fuat ovat)

İyi, güzel, doğru, faydalı olan her şey yitti gitti mi? Onlar, güzeli çirkin, varı yok etmiş, barışı bırakmış savaşa koşmuş, yok olmuşlar sonra... Yılan toprağı koklaya koklaya yermiş, tadına daha iyi varmak için değil, toprak bitmesin diye. Yılanken o böyle yapıyor, oysa biz?
110 
 Yasak Aşk  (Özcan Nevres)

Otobüs o korkunç hızıyla atmış metrelik uçuruma uçtu. Kulakları sağır eden bir patlama oldu. Otobüsün parçalanan kasasından etrafa cesetler uçtu
111 
 Bir Yazarın Izdırabı  (Şenol Durmuş)

Gözlerimi açtığımda önce bir tezek gördüm. Sonra da bir inek. Sonra da bir sopa. Sopa sırtıma indiğinde can havliyle onu da gördüm. Aksakallı bir ihtiyardı vuran. Sopa bastonmuş. Bana "Seni gavurun dölü" derdi her zaman. Benim dedemmiş.
112 
 Ebediyet Edebiyatı  (Cengiz Erdem)

Neyse o, yani tam da bir kurbandan başka bir şey, bir ölüm-için-varlıktan başka bir şey ve dolayısıyla ölümlü bir varlıktan başka bir şey. Bir ölümsüz: İnsanın başına gelebilecek en kötü durumlar, O kendini hayatın karmakarışık ve zorbaca akışı içinde ayrı bir yere koyabildiği sürece, onun böyle olduğunu, yani ölümsüz olduğunu gösterir. İnsanın herhangi bir veçhesini düşünmek için, bu ilkeden yola çıkmamız gerekir. İnsan hakları varsa da, bunlar kesinlikle hayatın ölüme karşı hakları ya da sefalete karşı hayatta kalmanın hakları değildir. Ölümsüz'ün kendi kendilerine dayanan haklarıdır ya da Sonsuz'un ıstırap ve ölüm denen olumsallığın üzerinde uygulanan haklarıdır. Sonuçta hepimizin ölecek olması, geride sadece tozun kalacak olması, İnsan'ın, koşulların onu maruz bırakabileceği hayvan-olma ayartısına karşı koyabilen biri olarak kendini olumladığı anda sahip olduğu ölümsüzlük kimliğini hiçbir surette değiştirmez. Alain Badiou, Etik: Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme, çev. Tuncay Birkan (İstanbul: Metis, 2004), 27-8
113 
 Balatalara Baktırsam İyi Olacak  (seyfullah ÇALIŞKAN)

ir tarla dolusu, yüzlerce leylek hiç hareket etmeden öylece duruyordu. Yoldan bakıldığında canlı olup olmadıkları bile anlaşılamıyordu. Gerçek olduklarını bilmesem bir heykeltıraşın figüratif çalışması sanabilirdim. Üstelik hepsi birbirinden olabildiğince uzağa mısır taneleri gibi saçılmışlardı. Karınları aç mı tok mu bilmiyordum. Neden böyle kıpırtısız ve hüzünlü duruyorlardı? Yarım saat sonra güneş iyice alçalacaktı. Leylekler Fadıllı köyündeki evlerin çatılarındaki yuvalarına döneceklerdi.
114 
 Eski İstanbullu  (Şenol Durmuş)

Bu şehir benim doğduğum büyüdüğüm, hayatımın en güzel anlarının geçtiği yer değildi. Bu tımarhaneden kesinlikle kurtulacaktım. Ben artık burada yaşamak istemiyordum. Hilkat garibesi yaratıklarla, cücelerle, kamburlarla, devlerle, uzun adamlarla, tek gözlü canavarlarla, ecişlerle bücüşlerle dolmuş olan bu koca şehir İstanbul’da artık yaşamak istemiyordum. Sürekli şehrin ormanlarını, ovalarını, tarlalarını yağma eden asya’dan, anadolu’dan, afrika’dan gelen bu korkunç, aç doyumsuz kavimlerin oluşturduğu güruhların arasında yaşamak istemiyordum.
115 
 Bahçedeki Tuvalet  (Necmettin Yalcinkaya)

Birkaç arkadaş, gazete sattıktan sonra derneğe dönüyorduk.
116 
 Canım Oğlum  (Şenol Durmuş)

Hadi oğlum üzme babanı. Seni çok seviyorum biliyorsun. Aman derslerine dikkat et çok çalış, oku sonra büyük adam ol. Her şeyi senin geleceğin için yapıyorum. Sonra senin de bir oğlun olacak biliyorsun değil mi? Üstelik aynı bana benzeyecek. Tamam mı canım oğlum. Benden sakın utanma. Baban hırsız diye sakın utanma. Arkadaşlarının ne dediği önemli değil. Benim ne dediğim önemli. Senin geleceğin için çalıyorum, çırpıyorum.
117 
 Akis  (Aslı Akarsakarya)

Islattım güzelce saçlarını, tiksinmedim – orada burada parça parça kalan saçlarını. Makas ağır zaten ama, büyüdü de büyüdü elimde. Yüzümü görmesin diye de başımı eğdim omuzlarının arkasına, omuzlarımın arasına. İki elimle sıkıca kavradım, yine de sivri ucu aşağı sarktı. Tenine değdirerek makasın bir bacağını, yürütüp boynunda dolandım.
118 
 Ben Kendimi Bizzat Vurdum  (serdar adem işler)

İlk insan topluluklarının görülmesiyle beraber dünyanın yörüngesini ve hareket kabiliyetini elinde tutan bir paralel yapı doğal olarak ortaya çıkmıştır. Ve bu, dünyanın her karışında ve insanlık tarihinin her aşamasında aynen yapılanmıştır. Bu paralel yapı ağalık sistemidir. Elindeki yaptırım gücü sermayedir. Hiçbir toplumsal örgütlenme hatta devlet bu paralel yapının önünde duramamıştır. Bundan sonra durması da mümkün değildir.
119 
 Bu Sonbahar  (Aydan Okurer)

Nasıl da benzedik birbirimize; boynumuz bükük, ferimiz sönük, rengimiz soluk... Geçmişi nasıl da yüklenmişiz sırtımıza; kamburumuz çıkmış, yüzümüz yere yakın, yorgun.... Direncimiz, pamuk ipliği; incelmiş iyice, koptu kopacak. Yine de bir mucize beklentisiyle, yüreğimizde sönmeye yüztutmuş koru nasıl da üflüyoruz, tıknefes.... Yanacağımızı bile bile nasıl da atmışız kendimizi ateşe, çırpınıp duruyoruz pervane misali..
120 
 Size Nasıl Bir Ordu Lazımdı?  (Mustafa Şakarcan)

Tanıtımı bitiren satıcı, baba ile oğluna döndü. Satıcılara özgü bir tavırla, çocuğun başını okşadı. Aynı profesyonel tavırla, babaya sordu : -Ordu modellerimiz bunlar. Siz hangisini isterdiniz.? Size nasıl bir ordu lazımdı acaba ?

Önceki Sayfa  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17  Sonraki Sayfa




son eklenenler
Aşkın
selim çok
Öykü > İronik
Emrin Olur
Ahmet Zeytinci
Öykü > İronik
Müzeyyen
Suleyman Tuna
Öykü > İronik
Maçakızı
selim çok
Öykü > İronik
Duygu Dökümanı
selim çok
Öykü > İronik
Kedi Gözü
selim çok
Öykü > İronik
Yak Bir Puro!
selim çok
Öykü > İronik
İdam İsteriz
Şenol Durmuş
Öykü > İronik
İletişim
seçkin gündüz
Öykü > İronik
Hasret!
YETER ÖZHAL
Öykü > İronik

 


 


Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © , 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.