Bir Nefes Keyif
Bir fincan kahvede bir adamın hikayesi.
"Kim bilir belki iş arası bir nefes alacaktı, içtiğimde sigaram o anda öyle az geldiki gözüme gerçekten de bir tek sigara ancak bir nefesti."
"Sizin için dün, benim için yarındı. Ne fark eder ki, ikisi de geçecek." – Jorge Luis Borges"
"Sizin için dün, benim için yarındı. Ne fark eder ki, ikisi de geçecek." – Jorge Luis Borges"
Bir fincan kahvede bir adamın hikayesi.
"Kim bilir belki iş arası bir nefes alacaktı, içtiğimde sigaram o anda öyle az geldiki gözüme gerçekten de bir tek sigara ancak bir nefesti."
Ahmet YESEVİ Hazretlerinin kıssasını duymuştu oysa. Yeni atılmış pamuk öbekleri gibi, içi içine sığmıyordu heyecandan. Bir gün Ahmet YESEVİ Hazretleri yetiştirdiği talebelerini toplamış ve onlara bir iki nasihatten sonra, elindeki asasını fırlatarak Bunu nerde bulursanız orada kalın, yerleşin ve insanlara öğrenip yaşadıklarınızı anlatın.Zira buraları çoraklaşınca, sizin yetiştirdiğiniz insanlardan,
Karşıyaka kendisine bırakılanları korumaktır.
Karşıyaka.Zübeyde Hanım’a sahip çıkmaktır.
Masallardaki üvey anneleri hatırladım. Annem ölürse, babam bize bir üvey anne getirir mi diye düşünmeye başladım. Gözlerimin önünde hayali bir üvey anne belirmekte gecikmedi. Aynı masallardaki gibi. Kara,kuru, kazma dişli,patlıcan burunlu bir kadın.
Dünyayı tanıma çabalarımda vurdum duymaz çocukluğumun yegane misillemesiydi hayata karşı yaptıklarım. O an resmedilmiş pırıl pırıl günleri yaşıyordum.
Şehri tepeden gören bir yerde okul. O sıcakta yokuşu tırmanmak ne zor geldi bana.
Hiç böyle bir sıcak görmemiştim. Okulun bulunduğu semt göçlerle oluşmuş. Evler tek göz oda, içeride bir kaç koyun, anne, baba ve 9-10 çocuk...
Anlatılmaz bir şey görülmesi lazım. Sokaktan pis
Kokular hayatım boyunca benim için çok özel oldular... Nefes alma ilgili ufak tefek problemlerim olsa da koku alma ile ilgili hiçbir sorunum yok. Koku herşeyden önce geliyor. Görmek, duymak, özellikle de dokunmak çok önemli. Ama koku, bambaşka.
Anne k
Ne zamanın farkındaydık ne de mevsimlerin dönüşünden, o zamanlar pembe dizilerimiz vardı birde Susam Sokağımız, elektrikler gittiğinde elektriği olan komşulara giderdik annelerimizle pembe dizinin o heyecanlı bölümünü kaçırmamak için.
1994`ün son günleri... İstanbul - Ankara arası yoğun bir mektup trafiği... Aşk var, özlemek var. Var ama, öğrencilik bağlamış ellerimi. Ha desem çıkıp gidecek gücüm var da, ha desem çıkıp gidecek param yok, o günlerde. Mektuplar... Derslerden çalınan daki
Sana küçücük turuncu edikler alıp hemen koştum babana. Sıhhıye ile Kızılay arası kısacık yol. Otobüse de bindim. Ama yol uzadıkça uzadı.
Ben anne olursam anlarım annemin değerini, ve annem her daim hatırında tutar beni unutturmaz yanındaki değerimi..
Sevgi ;çok basit anlaşılan ama her nedense başkası tarafından şüphe dolu nesnelerle zor bir döneme sokulan kavram halini aldığında güçlük çekilen zaman aralıkları içinde gözyaşı döktüren, hayal kırklıklarının bütünleşmiş ifadesidir...
Perdeler ipek saten
Ten rengi
yağmuru dindirememesinin …
çek gitsin şimdi!
Sezai Karakoç’un Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatına armağan ettiği ve ona “Mona Roza” şairi denmesine sebeb olan bu şiir on dokuz yaşında iken yazılmıştır. Yıl 1952. Edebiyatımızın en güzel örneklerindedir. Dört bölümden daha doğrusu dört şiirden oluşmaktadır. Bu şiir üniversite gençliğinin baş ucu şiirlerindendir. Karakoç, o yıllarda tanınmadığından dolayı
Çocukluğumuz geleceğimizdir. Bu yazımda çocukluğumda yaşadığım bir anımdan bahsediyorum. Hayatımın bazı anlarında bu anının canlandığını ve sanki tekrar tekrar yaşanıyormuşcasına etkin olduğunu vurguluyorum...
Haftanın ortalarına doğru daha az ders çalışmaya, daha çok keyif yapmaya başladık. Günde altı yedi öğün yemek yiyor, -bunu güya sağlıklı olmak adına yapıyor-, geç vakitlere kadar uyuyor, birde gün içinde öğle uykusu denen şeyi deniyorduk.
Hamdi Koç