İki Kadın...
Yüzüme bir el değiyor, sırılsıklam olan bir çift göz taşıyorum uykularımda ve sen ellerimi durmadan öpüyorsun, biliyorum; yüzüme senin elin değiyor.
"Bir yazarın cenneti, eleştirmenlerin cehennemidir. Ben kendi cehennemimi yanımda taşırım." - Oscar Wilde"
"Bir yazarın cenneti, eleştirmenlerin cehennemidir. Ben kendi cehennemimi yanımda taşırım." - Oscar Wilde"
Yüzüme bir el değiyor, sırılsıklam olan bir çift göz taşıyorum uykularımda ve sen ellerimi durmadan öpüyorsun, biliyorum; yüzüme senin elin değiyor.
Şimdi ellerini hayallerime uzatmalısın, çünkü ben hayallerimi toplayıp gidiyorum, zamanı bükerek ve seninle başarabileceğime inanarak. Ancak çoğul yaşamalıyız sevgiyi, hasreti umudu ve aşkı. Zira yağmurlar yada rüzgarlar hem sana hem de bana eşittir. Ayrılık yada ayrımcılık yapmaya muktedir değildir. Biz seninle evrene çoğul bakmalı ve aşkı çoğul yaşamalıyız.
Kelimelerin hepsinin üstünü örttüm yokluğunda, ne ıslanmalarını isterdim ne de sokak hırsızlarınca çalınmasını.
Yıllar önce küçük bir kâğıda, küçük hayallerini not ederek tek tek gökyüzüne iliştirdi. İlk önce yıldızlarla aydınlattı, sonra yeşertsin diye aya haber saldı. Hayallerine ulaşmak için her gün, bıkmadan usanmadan çakıl taşları topladı. Gece karanlık çöktüğünde, çakıl taşlarından yıldızlara doğru bir yol yaptı. Bu yola her baktığında, içine
Yaşanmışlıkların sevişmelerini yaşıyoruz korkarak. Terk edilmişliğin incinmeyisle ürkekçe dokunuyoruz birbirimize. Bağımlılıktan kaçarken bağımsızlık bağımlısı olmuşuz ne yazık.
.....O hep sığ sular gibi yaşadı, iki tepe arasına sığınan koylar gibi sığ, sakin, rüzgarsız. Hiçbir zaman rüzgarla dans etmedi, hiçbir zaman deli dalgalar gibi coşmayı yaşamadı, hiçbir zaman bir koydan bir başka koya taşamadı. O hiç farklı olamadı yaşamı
“Belki de sen özenle katlanmış bir mendil gibisindir Açınca içinden yeni biçilmiş çimen kokuları yükselen" Ben, dokunur dokunmaz kiraz dallarına çiçekler açtıracak biriyimdir belki de..
Zor iştir yaşamak aynalarla geceleri ve uyanmaya çalışmak hiç dalmadığın bir uykudan. İzi kalır yüzünde sarıldığın yıldızların...
Şarkılar taç yapmıyor artık sevgilinin başına. Çünkü bilmiyor sevgiyi kendini sevdirenler…
Uçuk pembe olmuş dünyanın rengi. Uçan pembe mi, yoksa pembenin düşleri mi gören yok. Bir tren kalkıyor acı çığlıklarla gardan… İçinde pembenin kaçan fırsatları olmalı…
Şimdi, toplayıcı ve kurgucusu kayıp o hayâlle aramda sadece bir anı var. Biri bana diğeri ruhuma ait iki kusur arasında, yalnız bir gerçek arıyorum.
yağmur gecenin içine çisiltili hıçkırıklar bırakıyor… çok uzaklardan gelen bir ezgi karışıyor yağmura yakalanan son otobüsün homurtusuna… birkaç yarasa saçak altlarında ömürlerini törpülemekle meşgul… ben senin olmazlığında kapı gıcırtılarına tutunuyorum hep… rüzgâr, nemli soğuklar üfürüyor kapı altlarından ve göğsümde o iflah olmaz sancı yine… sensizliğin sancısı…
Şimdi, hiç açılmamış bi şarap şişesinde uzanıyor kadınlığın... Hadi sevgili, gel ve yak mumları... Yak da şaraba bulanalım...
Hayat ne yapmadığın değil ne yaptığındır ne de olsa..