Benim Ütopyam
Anka’nın kanadının sıcaklığında sabahladım bugün. Hayal dünyamın sonu gelmez girdaplarında koşmaktan bitkin düşmüş bir halde; Kaf Dağına sırtımı yaslayarak…
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Anka’nın kanadının sıcaklığında sabahladım bugün. Hayal dünyamın sonu gelmez girdaplarında koşmaktan bitkin düşmüş bir halde; Kaf Dağına sırtımı yaslayarak…
Ufuktan geliyor yalnızlık, ufuktan ve ufaktan süzülüyor koynuma! Savrulan bir koku siniyor, hüzün "gülkurusu" avuçlarımda…
Onlar yürekleri dumansız yanan sevenlerdi..
Onlarınki;
yalan gerçekte bir giz,
bir büyü, bir hayal, bir düş..
Onlarınki özgür ancak saklı bir sevda....
Konuşmasam da anla… Yanan yüreğine bir yudum su, her adımda kuşların söylediği şarkılar gibi duy beni… Gri olmasın, benimle bir renk cümbüşüne dönüşsün hayat… Gözlerini gözlerimden ayırma güzel sesinle bana masallar anlat baba… Gözlerini gözlerimden ayırma baba ne olur… Ellerini ellerimden ayırma, rüyalar bitti artık gerçeklere uyan ne
Bizim bakkal Erhan efendi kız istemeye gider. Kızın dedesi ertesi gün, tanışıklık vermeden bakkal Erhan’dan alış veriş eder: amacı dürüst bir satıcı olup olmadığını anlamaktır.
Gece boyu kımıldamadan uyuyoruz(!) Kımıldarsak içinde bulunduğumuz çuvalın şeklinin bozul....
Tanımsız benliğime mahkum eder camdan kelepçeler.Gardiyan olarak acılarımı tayin eder başıma.Hiç terketmez acılar beni biran olsun kurtulamam.
Sahi, bir toprağa aşık olmakla, bir insana aşık olmak arasında ne kadar fark olabilir?
Şimdi, toplayıcı ve kurgucusu kayıp o hayâlle aramda sadece bir anı var. Biri bana diğeri ruhuma ait iki kusur arasında, yalnız bir gerçek arıyorum.
Kendine kalıyor insan eninde sonunda, şarkıda dendiği gibi.. yalnızlığıyla başbaşa..Gerisi vesaire vesaire vesaire..
İçinde bulunduğum ruh haline amma da uyuyor ha!..İyi ki ağzını açıp “GAK!” demedi..Yoksa ağlardım!..Oysa ben martılara takmıştım aklımı:NEDEN ÇIĞLIK ATIYORLARDI ACABA?
yağmur gecenin içine çisiltili hıçkırıklar bırakıyor… çok uzaklardan gelen bir ezgi karışıyor yağmura yakalanan son otobüsün homurtusuna… birkaç yarasa saçak altlarında ömürlerini törpülemekle meşgul… ben senin olmazlığında kapı gıcırtılarına tutunuyorum hep… rüzgâr, nemli soğuklar üfürüyor kapı altlarından ve göğsümde o iflah olmaz sancı yine… sensizliğin sancısı…
Bu yüzdendir ki,
Ege sahillerinde yaban gülleri her dolunayda açar,
ormanlardan çigan müziği sesleri gelir.
Egenin sularında her günbatımındaysa,
bir çirkin çingene kızının hayali belirir, ve bu hayal bulutlara vururdu...
"Karar verdim, sarıyı seveceğim.
Sarı gülü, Sarı kediyi, Sarı papatyayı...
Yeni bir sayfa açıyorum.
Lise sıralarında başladığım, yazma tutkuma, devam ediyorum.
İlham gelse de,
Şarkılar taç yapmıyor artık sevgilinin başına. Çünkü bilmiyor sevgiyi kendini sevdirenler…
Uçuk pembe olmuş dünyanın rengi. Uçan pembe mi, yoksa pembenin düşleri mi gören yok. Bir tren kalkıyor acı çığlıklarla gardan… İçinde pembenin kaçan fırsatları olmalı…
Ahmet Ümit