Hayatı Hissetmek
Ben hayatı hissetmek istiyorum, renkler kadar renkli, renkler kadar çeşitli ve alacalı…
"İnsan gördüğü şeyleri şiirle yeniden kurar. — Jorge Luis Borges"
"İnsan gördüğü şeyleri şiirle yeniden kurar. — Jorge Luis Borges"
Ben hayatı hissetmek istiyorum, renkler kadar renkli, renkler kadar çeşitli ve alacalı…
Yine zamanı düreceksin avuçlarında. Bembeyaz zambaklar açacak vadinde. Benim muhayyel ülkemin muhayyel perisi… bekle bekle…
Dudağının kenarındaki alaycı kıvrım olmak isterdim. Yaşamla dalga geçen alaycı kıvrım. Öyle bir kıvrım ki yaşam sana dokunamasın, seni örseleyemesin senden korkusundan. Dudağının kıvrımındaki ışık olmak isterdim. Çabucak sende olmak için, ışık olmak iste
Şimdi söyle bana mayıs, marta ilkbaharın ilk ayı olduğunu hatırlatır mısın? Sevdiğim her şeyin kokusunu aldı, ondan geri alır mısın?
bazen en güzel şarkıların bile anlamsızlaştığını hissediyor insan, ruhunu saran gazap rüzgarlarının ateşiyle dingin bir suyun altında akıp gidiyor düşleri,
Ayrıca bu cevabı sizlerle paylaşacak kadar güçlü ve cesur da değilim. Bu durumu ister ketumluk, ister korkaklık, isterseniz de ifşa kabul edin…
Doğum emeklemeye başlar sonrasında yavaş yavaş adım atma çabalarına girişip yürümeye çalışırız.Farkında olduğumuz gözümüzün gördüklerinden fazlasını öğrenmektir.Görsel örenme şansımızı geliştirmek için farkında olmadan farkındalığımızın sürüklediği sürece hızlı hızlı adımlar atar kimi zaman bulunduğumuz bir bar bir çay bahçesi boş bir sokak yaşlı bir adam yaşlı bir çınar ağacı
Benim için artık geç oldu. Birazdan odama çekilip belki kitap okurum. Hadi sen de git artık. Çok geç olmadan, sokaklar iyice tenhalaşmadan, sokaklar ite ,uğursuza kalmadan evine git. Biliyorsun seni hiç görmedim. Hatta hiç karşılaşmadık.
Dalgaların sesine karışmalı içimdeki sessiz çığlık. Rüzgar, yaprakları suyun üstüne ulaştırmalı bir de sevdaları.
Yağmurlu bir günün..ortalama saatleri../Bu boşluğa, adımını attığı zaman insan.. /ürperiyor bir nebze../Yüreği düşüyor eline..Nereye yetişeceğim ben..bu ayaklarla.. /bu koşturmacada...
Elimi kolumu kaldıramadığım bir sabah olmadı henüz.. /geceden yazıyorum yazılacak olan ne varsa ve geceden başlıyorum yokluğun hüznünü tasimaya..
Ey muhayyel dilber budama vefasızlığınla cennet sürgünümün dallarını. Beni böyle elleri böğründe bekletme. Şu bereketli ve taze sabahın aşkına. Üçler yediler kırklar aşkına. Ve dahi yaratan aşkına meçhul ve muhayyel ikliminden çık gel.
İnsanlar en değerli şeylerini saklarmış; içimizde saklamaya çalıştığımız çocuk en değerli şeyimiz diyebilir miyiz o zaman?
Fakat duygularına yenik düşen bir katilin işini iyi yapamaması gibi, benim de mezarlarımdan bazıları yarıldı ve bir ışık hüzmesi halinde çıkıverdi birkaç iyi adam ve kadın, hayatıma damga vuran.
Onlar yürekleri dumansız yanan sevenlerdi..
Onlarınki;
yalan gerçekte bir giz,
bir büyü, bir hayal, bir düş..
Onlarınki özgür ancak saklı bir sevda....