Göbeğini Kaşıyan Adamın Piyanisti
Hem inançlarına, hem geleneklerine hem devletine bağlı; hem de evrensel değerleri benimsemiş Tuluyhan UĞURLU örneğindeki gibi piyanistlerimizi neden yetiştirmeyelim?
"13 Mayıs 2026'da bile, hala 'Neden ben?' diye sormayan tek kişi, muhtemelen bir kedidir." - Douglas Adams"
"13 Mayıs 2026'da bile, hala 'Neden ben?' diye sormayan tek kişi, muhtemelen bir kedidir." - Douglas Adams"
Hem inançlarına, hem geleneklerine hem devletine bağlı; hem de evrensel değerleri benimsemiş Tuluyhan UĞURLU örneğindeki gibi piyanistlerimizi neden yetiştirmeyelim?
Sokratın özgürlük düşüncesi hakkında bir denemedir
Devşirme bilgeler, sonradan oldum alimler, tamamlandığını sanan kimlikler, kara kaplı defterlerden büyülerle yaşamı organize edenler,
Şermin Yaşar
Şairleri dünyaya bakışına göre ayırmak gerekir. Dünyanın merkezine kendisini koyup, hep kendini yazanlar. Dünyaya bakarak yazanlar. Kendisini dünyayla birlikte yazanlar. Kendilerini yazarken başkalarını da yazanlar. Belki yalnızca ikiye ayırmak daha yerinde olur. Başkalarının duygularını kendi duyguları yapabilmiş olanlar. Kendi duygularının dışını göremeyecek kadar kendileriyle olanlar. Mutlaka kişinin kendi
Kaç zamandır gözlere bakmadınız , ne zaman ilk heyecanınızı hissettiniz..kaç zamandır en mutlu anınızı düşündünüz..ilk öpüşmenizi..ilk sevişmenizive daha bir çok ilkleri
Bilirsiniz sanatçılar için, “dâhilik ve delilik arasındaki ince çizgi” diye bir tabirden bahsedilir…
Mustafa Düzleme bu ince çizgiden geçmiş bir dahi…
Sanatı uğruna birçok cenderelerden geçtiği halde sanatçı kimliğini/feryadını duyuramamış bir sanatçı.
Gelen ilhamları sustura sustura şimdi açıktan sesler duymaktaymış Mustafa Ağabey.
Riski göze alan gerçeği ilke edinmiş, inandığını tüm samimiyetiyle ifade eden ve bunu kendine ödev sayan, günün sahte ilişkilerini soran, sorgulayan, karşı çıkan, tehlikeleri gerekirse tüm inanç ve kuvvetiyle göğüsleyen, yüz ifadesinde ve gözlerinde, yüreği ve zihninin tüm ışıklarıyla bağlı bulunduğu ulusa, Cumhuriyete güven veren bir güneşti “köy
Ben seni unutmak için sevmedim. Şimdi sessizce yaşamalıyım seni. Son kelimelerini suskunluğuna ilmekleyip " gitmeliyim, mecburum" diyorsun. Ne diyebilirim ki haklısın. Yokluğunda da severim seni. Sana söz sevdiğim; seni sensizlikte bile seveceğim.. Bir dakika önce yürüdüğüm yollarda senin ayak izininde karşılaşma ihtimalinde sevdim seni. Unutmadan sana bir teşekkür
Günlerdir yazmıyordum. Seni seninle yaşadıktan sonra yazmak istiyordum her şeyi. Seni özlediğimi bile. Sesindeki büyülü kelimeleri duymayı bekledim kalemim için. Sana yormuştum her rüyamı. Kendimi bile sana yormaya başlamıştım artık. Ellerim ellerinde bulunması için var mesela. Gözlerim sen sıkılmadan izleyebilesin diye güzel.
Şehirlerin de insanlar gibi bir ruhu vardır, üstelik şehirlerin ruhu insanların ruhundan daha saf, daha temiz, daha narin ve daha derindir.
Ahmet Hamdi Tanpınar, unutamadığı ve unutulmasını istemediği şehirler için “Beş Şehir” i yazarak edebiyatımıza şehir kitaplarının önemli örneklerinden birini kazandırdı. Ahmet Hamdi Tanpınar; “Yaşanmış hayat
Düşüncelerini empoze etmeye çalışan, ırkçı/kapitalist medyada alan bulmuş, internet sayesinde alanını genişletmiş bu medya-ateşçilerinin hedefi, okurlar, dinleyiciler, izleyiciler, net sörfçüleri, hızı seven ileticiler, gözlemeyi seven masumlar, öğrenme, bilme, özümseme hakkı olan insanlardır.
Bazen sağanaklar yağar içimizde, bazen de en baklemediğimiz zamanlarda güneş açar. Bu yazının küçük beyaz bir kamelya ile ilgisi var. Bu küçük ve sanal kamelya nasıl bir hüzün perdesini aralayabildi ?...
Şule Gürbüz