Yıldızlar
Daha önce hiç, parmaklarınızla görmeyi, ellerinizle konuşmayı, bacaklarınız olmadan kırlarda koşmayı ve tüm bunlar olmadan özgür olabilme ihtimalini düşünebildik mi?
"Yazmaktaki en zor şey, silgidir. Özellikle de kendi egonuzu silmeniz gerektiğinde." – Dorothy Parker"
"Yazmaktaki en zor şey, silgidir. Özellikle de kendi egonuzu silmeniz gerektiğinde." – Dorothy Parker"
Daha önce hiç, parmaklarınızla görmeyi, ellerinizle konuşmayı, bacaklarınız olmadan kırlarda koşmayı ve tüm bunlar olmadan özgür olabilme ihtimalini düşünebildik mi?
Belki bir gün ve sonrası, bir hüzne kilitleneceğiz hepimiz. Vurdukça duvarlarına hüznün çıkış çabasıyla, yanılıp dönen sesler çarpacak yüzlerimize.
Birileri yine ehl-i keyf yaşıyor dünyalarında. Birileri keyfince yok sayıyor bedenleri. Birileri yok ediyor yürekleri… Ve yine birileri bu “Birileri”nin yaptıklarına susuyor, ellerini çekiyor, gözlerini kapatıyor. Adeta maymun oyunu oynuyor yok olup gidenlere.
artık yüzüm yok, sesim yok, hayallerim yok... cansız bir beden de can çekişen ruhum var sadece... uzatmaları oynuyor ruhum...
Ya yıllardır giydiğiniz ayakkabı sizi ayağınızdan vursaydı! Siz ne yapardınız ? Belki sırası bizdedir oyun bozanlığın? Filmlerin replikleri değişmese bile çekimden sonra, alt yazı filme çok şey katabilir izlerken.
uzun sessizliklerin suclusu ates rengi yapraklarda ki hayat kirintilari midir acaba? yoksa leyla' sini arayan askzedeler mi?
Ve açıldı perde 1978’ de. Sahnenin girişinde kör hayat zebanileri biletleri çoktan satmıştı bile. Tıklım tıklımdı hayat. Ve tek kişilikti sahne.
Süperman olmaya çalışıyorum tüm gücümle. Kanımın son damlasına kadar. Hatta Süperman bile benim kadar SüperMan’midir bilinmez. Çünkü ben, onun doğuştan gelen yeteneklerine sahip olmadan tahtına göz dikenlerdenim. Diğer tüm çalışan anneler gibi.
Artık üç şekerli içiyorum çayımı ve yanında çilekli, susamlı kurabiyelerim. Güneşin doğuşunu seyrediyorum hızlı geçen bir gecenin ardından, yüzümü yıkıyorum soğuğa aldırmadan, dudağımı şekilden şekile sokup ıslık çalmayı öğreniyorum, sonra bir üç şekerli çay daha...
Tek başıma sokaklarda yürüyorum. Tek başına olan sokaklar değil benim. Bir sürü insanın içinden geçiyorum. Hepsi bir ayrı. Hepsi gösteriş meraklısı. Hepsi görünüş manyağı olmuş. Süslü teyzeler, metro seksüel! amcalar, kafasına kurdele bağlanmış zavallı sü
Kişinin gerçek sermayesini sorguluyor bu yazı, nedir insanın en önemli sermayesi sorusuna cevap arıyoruz
Bir başkasını yargılama, karşısındakinden daha üstün özelliklere sahip bulunulduğu vehmiyle yapılır. Aslında kimse kendini bir yere oturtmadan yargılamaya başlayamaz. Eleştirebilmek, insanın kendini beğenmesini gerektirir. Oysa bize ısrarla mütevazı olmamız ve herkese değer vermemiz tavsiye edilir.
Hayat dediğimiz ve gözümüzde büyüttüğümüz unsur sadece bir tramvay yolculuğu...
bireysel olarak yaşadıklarımız, kimi zaman da toplumsal olaylarda yürekten etkilendiklerimizden kaynaklanır. Aşağıdaki yazı böyle bir olayın özünü anlatmaktadır.
Şehrin yükseklerini sis bürümüş , nem havaya yapışıvermişti. Bulutlar hüznün güze ait olduğunu unutmuşçasına belleksiz bir ıslaklıkla yok oluyorlardı.
‘Dua et de buradan çıkalım.Evim burnumda tütüyor!’diye bağıran kadın,nasıl utandırdın özgürce attığım adımların sesini.
Özgürce attığım adımlar,özgürce ağlamalarım,özgürce susuşlarım günlerdir,uyumamayı tercih edişim özgürce,özgürce yok olu
Yaz bütün yapışkan sıcağını terli bohçasına doldurmuş esmer günlere doğru göçe hazırlanırken senin hatıran hala yalnızlığımın tek ilacıydı.
Mert Başaran