Her Uzak Biraz Uzak,her Uzak Biraz...
Sen geçen zamanımın en mavi zamanlarını bana cömertçe sunan kent,biliyorum unutmadık birbirimizin kollarında ağladığımız o hüzün akşamlarını.
"Sizin için dün, benim için yarındı. Ne fark eder ki, ikisi de geçecek." – Jorge Luis Borges"
"Sizin için dün, benim için yarındı. Ne fark eder ki, ikisi de geçecek." – Jorge Luis Borges"
Sen geçen zamanımın en mavi zamanlarını bana cömertçe sunan kent,biliyorum unutmadık birbirimizin kollarında ağladığımız o hüzün akşamlarını.
Bu kısa metin, insanın sürekli gelişim sürecinin önemini vurguluyor. Değişim ve dönüşümün ancak eleştiriye açık olma ve kendini geliştirme isteğiyle mümkün olduğunu anlatıyor. Kendini yeterli görmenin ve eleştiriyi reddetmenin kişisel gelişimin önündeki en büyük engel olduğuna dikkat çekiyor. Metin, hayat boyu öğrenme ve olgunlaşma sürecinin insanın potansiyelini keşfetmesindeki
İki ucu boklu değnektir hayat. Ama yaşayabilene/yakalayabilene kocaman mutluluklar sunar.
Yıllar önceydi, genç bir üniversite öğrencisiyken ben, yolda bir Amerikalı anne ve çocuk yürüyordu önümde.
Annenin kucağında büyük bir alışveriş çantası.
3 yaşlarındaki güzelim kız çocuğu yere düşüverdi birden. Elbette kaldırmak için atıldım ben!..
Gülümseyerek dedi ki anne "no..."
Hayır
Basitlikten kastım “ucuz” olmak değil… Yalın olmak…
Basitlik, maalesef, hiçlik toplumumuzda…
Oysa…
Basit olmayı becerebilmek başlı başına bir mesele, her ne kadar önemsenmiyorsa bile… Hatta, hafifsenme nedeniniz olsa bile.
Aylardan sonra yine yazmaya cesaret ediyorum. Bir cesaret bu gerçekten,öyle birikmişlikler var ki,bir anda ne ben onlarla yüzleşebilecek kadar güçlüyüm, ne de taşmalarını kontrol edebilecek kadar dingin...
Sağar gibi yavaş yavaş olmalı,sağaltma dedikleri de aslında bu olmalı ama, nasıl yapmalı?
O yüzdendir ki,yani kontrol
Dilini bilmediğim bir şiirle konuşuyorum seninle. Vantrologların logaritma bilmeden güldürmesi gibi çocukları.
İsterseniz gülümseyerek başlayabilirsiniz ilk adım olarak, gülüşünüzü
çoğalttığınızda koştuğunuzu göreceksiniz...
Kendi kendine konuşmaya başladı.Geceleri yazarken ‘de kendi kendine konuşurdu hem gerçekçiydi böylesi hem ‘de yalnızlığı unutmak.
Oğlumu kucağıma aldığım an , babamın beni kucağına aldığı anı anladım . Sahiplik ve sahipliliğin ne demek olduğunu kelimeler ile tariften , yürek ile tarife taşıdım .
Denizin kızı Akçaabat, işveli bir gelin oluyor bembeyaz duvağının altında. Bu gelinin yüreğindeki umutlar Karadağ’dan daha yüce ve heybetli… Acılar ders oluyor geleceğin mimarlarına. Umut harmanları endişeleri bertaraf ediyor. Akçaabat yarınlara parlayan gözlerle, taze beklentilerle bakıyor. Akçaabat yüzyılın şerefini bütün hücrelerinde hissediyor.
Sessizlik o kadar güzelki sanki yıllarca hasretim bu sessizliğe.İnsanın benliğini alıyor. Büyülü bir iksir gibi insanın ruhunu alt üst ediyor.Başımı kaldırıyorum ve gündüzün maviliğinden geriye kalan simsiyah bir gökyüzü görüyorum...
aynı yol kaç kez geçilirse geçilsin
tazelenen sadece bizizdir..
yendien bakabilmeyi becermek zordur
Sinan Akyüz