Hiçbir Şey Bilmediğimi Biliyorum!..
Anlatsam da anlamayacaksın, biliyorum. Elimi yaktım, canım çok acıdı desem… Babamı kaybettik , çok üzgünüm desem…
Anlamayacaksın, biliyorum! Beni anlayamayacaksın…
"Sizin için dün, benim için yarındı. Ne fark eder ki, ikisi de geçecek." – Jorge Luis Borges"
"Sizin için dün, benim için yarındı. Ne fark eder ki, ikisi de geçecek." – Jorge Luis Borges"
Anlatsam da anlamayacaksın, biliyorum. Elimi yaktım, canım çok acıdı desem… Babamı kaybettik , çok üzgünüm desem…
Anlamayacaksın, biliyorum! Beni anlayamayacaksın…
Bunca zaman neden yüz çevirdik, bunca zaman neden göz yumduk bildiğimiz gerçekleri yok sayarcasına,
İnanıyormusunuz sahiden karşınıza bir kurtarıcı çıkacağına, yada belkide hiç bir şekilde inanmıyorsunuzdur başınıza gelecek o kaçınılmaz sona...
Sessizlik tanıdık bir sesin kulağıma çalınan tınısı gibi derinden ve benden başkasına duyulmayacak kadar şizofrenik yanılgılarıyla hissettiriyordu varlığını.
Zaman.... hani şu bendini yıkıp su gibi akıp giden acımasız zaman......Hani,yelokovanla akrebin birbirini kovaladığı,giden günün bir daha sla geri gelmediği,hani şu "zaman en iyi ilaçtır" dedikleri zaman.En kötü durumda geçmek bilmeyen,ama en mutlu anda göz açıp kapayıncaya kadar geçen ,eskiden herşeyin daha kıymetli olduğu "ah...bizim zamanımızda" diye başlayan
Korktuğun,ağladığın görülmemeliydi,zayıf sanırlardı.
Gülümsememelilerdi herkese,hafif algılanırlardı.
Bilmiyorum diyemezlerdi,cahil sanılırlardı.
Yikik Kentleri̇n Terkedi̇lmi̇ş Evleri̇nde Eski̇den Kalma Bi̇rkaç Çocuk Gülüşü O Kadar…
Sabahın ayazında üşüyor ellerim, buz kesmiş yırtık ayakkabılarımın deliklerinden fırlayan parmaklarım… Güneş bulutların arasından kısık aydınlığını gösterse de değmiyor zamana yenilen ve zamanla ezilen bedenime sıcaklığı… Güneş aydınlatamıyor biriken karanlıklarımı. Ben gözlerimi dünyaya açalı beri gönül heybemde karanlıklar biriktiriyorum. Bu benim tercihim olmasa da hayattan payıma düşen karanlıklardan
Aldatanla aldatılan daha cümleler kurulurken el değiştiriyorlar...Bu ne biçim duyumsama!
Çok zaman önceydi... Boğaz’da dalgın dalgın araba kullanıyorum. Aşiyan’a geldim, Bebek göründü ve trafik tıkandı. Adım adım ilerliyoruz. Radyodan bir müzik yayılmaya başladı, arabanın içinde şöyle bir dolanıp ruhumun en derin köşelerine iniverdi bir anda nağmeler... O ne güzel klarnet öyle diyorum içimden. ‘Istanbul Istanbul Olalı’ çalıyor...
Dostların kazığı "sinsice" oluyor.
Diline kilit vurmalı, heyecanını sadece kendinle yaşamalısın.
Dikkatlice seçtiğin kelimeler, özenle söylediğin ve paylaştıkların, tokat gibi yüzünde patlayabilir.
İnsan, neden insanca yaşamayı denemez?
Kendilerine ait olmayan yaşamları, yaşanmaz hale getirmek için neden yarış içine girer? İnan ki ''gücüme gidiyor, böyle yaşamak''
"bir aşkın içindeyken biriktirilmiş çok kelime kalır insanın içinde. kullanılmamış kelimeler. o kadar çok konuşulduğu halde, gene de kullanılmamış kelimeler. bir sonrakine vermek isteriz onları. içiniz çürümedikçe, kelimeler içinizde diri kalır. dipdiri. kendi hikayesi için bizden hakkını isteyen ve boğazımızı düğümleyen bunlardır. günün birinde diliniz kabuk bağlayıp, ruhunuz
Aritmetik bir formüle vurursak eğer ,
İnsanın ruhunun karesi'nin öfkesi ile olan açısı evrene eşittir.
Sinan Akyüz