Penceremin Ötesi Berisi
Oysa…
Önceki günlerin erken saatlerinde penceremden seyrettiklerimi tekrarlıyor yine bu sabah, eylül sokak.Seyredilmiş aşk filmlerinden çıkmış tabancalı adamlar yine…
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
Oysa…
Önceki günlerin erken saatlerinde penceremden seyrettiklerimi tekrarlıyor yine bu sabah, eylül sokak.Seyredilmiş aşk filmlerinden çıkmış tabancalı adamlar yine…
Sonra bigün yıllar üzerimize bizi ekleyerek, ezerek, acıtarak geçerken yine bir yağmura yakalandım. Oysa ben fazlaca yağmıştım zaten o günlerin üzerine. İçimdeki okyanusları kuruttum sanmıştım. Bitmemiş meger... Balkona çıktım... Yağmura eşlik edecek kadar çok yağabilirdim kendi ülkeme.
O koyu mavi renk bırakınca yerini kuzguniye anlarsın gelmiştir yatma vakti.
Deniz kokan sokaklardan ayrılır balkon kapısını kapayınca İzmirli.
Direnmenin anlamı yok; geldi işte yine, yeni yıl. Yani en klişesinden, bir yıl daha yaşlandık, olgunlaştık, hatalarımızı gördük, hayatlar kattık hayatımıza...
Her zaman mutlu olalım, hep mutlu olalım...
Peki ya olabilir mi böyle bir şey?
Belki birbirimize biraz yardım edersek olabilir.Hayatta mutlu olmak için birçok neden var.Onları bulmalıyız.
sıkıcı bir hayat
hep aynı yollarda yürüyoruz
dönme dolabın gönüllü mahkumlarıyız
Uzun yıllar önce… Bilgisayarlar tek tük, on kişilik ofislerde bir adet olarak yerini almışken…
Hali hazırda teleks, teleteks revaçtayken… Faks makineleri onların yerine göz dikmişken…
Ve fotokopi makinesinin ihtişamı göz kamaştırıken…
Uzun bir yolcululuğa çıkma zamanı gelmişti artık. Yitirdiğim zamanı kovalama ve büyük sorgulamadan geçme zamanı. Kimsesiz kalanın ben mi yoksa kelimeler mi olduğunu bilmeden, yazar eskilerinin kaç para ettiğini bilmeden öylece yalın ve kendi başına. Çünkü
artık yüzüm yok, sesim yok, hayallerim yok... cansız bir beden de can çekişen ruhum var sadece... uzatmaları oynuyor ruhum...
İnsana tevdi edilen emanet ve sahavetin iyi anlaşılmaması sebebiyle, sahip olunan kişilik ve kültürün tezahürü genel olarak belirginleşir lakin kayıplar ve kazançların, anlam itibari ile farklı olacağı muhakkaktır.
Nerdesin, ne yapmaktasın, kimlerlesin, en sevdiğin renk hangisi, en çok hangi filmde ağladın bilmiyorum.
Sen neymişsin be Ahmet Altan?...
İktisat Fakültesi koridorlarındaki koşuşun bir harikaydı.
Bayağı çalışmıssın .
Az gayret ,100 metrede rekor kırman bile mümkün be Ahmet Altan.
Demek sadece yazı yazmıyordun ha...
Belki bir gün ve sonrası, bir hüzne kilitleneceğiz hepimiz. Vurdukça duvarlarına hüznün çıkış çabasıyla, yanılıp dönen sesler çarpacak yüzlerimize.
Ölümsüzlüğü arayan Sümerli Gılgamış ile Albert Camus arasında yaklaşık 4.500 yıl fark vardır. Ya düşünsel anlamdaki mesafe farkı? Belki de hiç yok..
Yıllar önceydi, genç bir üniversite öğrencisiyken ben, yolda bir Amerikalı anne ve çocuk yürüyordu önümde.
Annenin kucağında büyük bir alışveriş çantası.
3 yaşlarındaki güzelim kız çocuğu yere düşüverdi birden. Elbette kaldırmak için atıldım ben!..
Gülümseyerek dedi ki anne "no..."
Hayır
An’lardan anılara kuyruklu bir yıldızınız olsun yaşamınız boyunca...