Deli Mektuplar - 32
Yalan söylemeyin.
Dürüst olun.
Demek bile gelmiyor içimden.
Kıyametimi bekliyorum ben.
\*
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Yalan söylemeyin.
Dürüst olun.
Demek bile gelmiyor içimden.
Kıyametimi bekliyorum ben.
\*
Bu kadar yaygaranın koparılmayacağı ve düşünce özgürlüğünün yasaklanmasına gerek kalmayacak olgunluklara erişebileceğimiz günler yaşamak ümidiyle.
Anne, ana, mother, мама, mutter, madre, mamma, μητέρα… Her dilde farklı bir yazılışı olan; fakat yüreklerde hep aynı yere sahip olan ulvi bir varlıktır ANNE.
Sevginin doruk noktası, AŞK’ın gizemi, utangaçlığın masumiyeti ve özlemin durak noktasıdır ANNE.
...Ama dönem sonunda gösteriye çıktıklarında, yüzlerinde ‘Yaptım işte, size inat, herkese inat, her şeye inat yaptım; çıktım, işte oynuyorum’ ifadesi okunurdu.
Ezberci ,elemeci sistem,anlamak yerine anmayı koyduğunu hiç fark ettirmeden.Sinsice içten içe kuşakları bilimden,kültürden ve en önemlisi kendi tarihinden uzaklaştırdı.
Türk Mûsıkîsi korolarına eleştirel bir bvakış...
Modern medya dünyasında, televizyon ve sosyal medya artık bilgiden çok eğlence sunuyor. "Çok konuşan kişi televizyona çıkar" sözü, günümüz medya anlayışını özetliyor. Reyting kaygısıyla içerik kalitesi gözardı edilirken, yüksek sesle konuşan ve tartışma çıkaran kişiler tercih ediliyor. Bu ortamda önemli olan kimin konuştuğu değil, neyin söylendiğine odaklanabilmektir.
Önce büyük bir otoyol geçti ıssız araziden . İn cin top oynayan dağlar dereler araba sesleriyle canlandı. Sonra bir hızlı tren yolu yapıldı ; en ıssız yere de bir istasyon kuruldu. İstasyon yakınlarındaki daha önce değersiz olan arazi birden değer kazanıverdi. Oraya en yakın ilçenin zenginleri köylünün elinden
Tıpkı eroin bağımlıları gibi ağızlarının kenarından süzülen salyalarla birlikte bir sonraki yarışmayı bekleyen ‘aday süngerler’,
kendilerine ne olduğu gerçeğinden tümüyle habersiz, ‘toplumsal bir histerinin’ baş aktörleri olarak
Bu yazıyı yazmamak için uzun süre direndim kendimle. Hem bunları yazarak neyi kanıtlayacaktım ki? Her şey gün gibi ortada olup biterken...
Ne kadar yazık ki bu narin ve nazenin, naif ve beyza alemin güleç ve şizofren celladı olmaktan beis duymadınız. O kadar mesut ve bahtiyar bir çocukluk yaşanış olmalısınız ki sizi irkiltmedi acı çığlıkları, iniltiler.
Müzik kocaman bir dünya içine sığındığımız, içinde mutlu olup dillendiremediklerimizi kustuğumuz, kendimizi tanımladığımız bir kimlik. Öyle kalın bir kitap ki aradığımız tüm hayatlar sığıyor içine ve hissettiğimiz bütün duygular karşılık buluyor içinde.. Ne şanslıyız ki kendimiz ifade edebileceğimiz böylesi sınırsız bir evrenimiz var: notalara sınır yok, seslere ve
Hipotez: “ Popüler kültürlerde idealler değil, en temel içgüdüler hakimdir.“
Bugün "klasik" dediğimiz bir çok yapıt, kendi zamanlarında popüler kültürün parçası olduğunu unutmamalıyız...
Ülkemizdeki hapishane ve kahvehane gerçeğini düşündüğümüz zaman az bile olduğunu görürüz.....
Kendilerini şovdaki kişilikler ile özdeşleştirerek sanal bir dünyada ‘var olmaya’ çalışıyorlar.
Bir türlü gerçek hayatta oturtamadıkları ve oluşturamadıkları kişiliklerini,
sanal alemde istedikleri kalıba sokarak, kendilerini yarışmacının