Çaya Dair Kırk Yazı (13)
Naz iner bulutlardan gülün yanaklarına.
Leyla'nın bakışları kara çaya remz olur.
Çayın adı yazılır hayalin taklarına.
Katre katre süzülen nazı dudaklar solur.
İ.K
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, 'Bugün ne giysem?' dercesine bir çığlığıdır." – Virginia Woolf"
"Yazmak, varoluşsal bir bunalımın, 'Bugün ne giysem?' dercesine bir çığlığıdır." – Virginia Woolf"
Naz iner bulutlardan gülün yanaklarına.
Leyla'nın bakışları kara çaya remz olur.
Çayın adı yazılır hayalin taklarına.
Katre katre süzülen nazı dudaklar solur.
İ.K
Oğlunla bayram namazı...
Nietzsche'yi bir daha okumak...
Eski kasa Lada Niva almak...
En az üç gamzeden 'an' içmek...
Limon ağacının altında uyumak...
Aklındaki düşünceler gibi hızlı hızlı gitmek istemiyordu. Bütün gün usanmadan denize dönük banklara arkadaşlık eden, sabah serinde gelip balık umudu sıcağa kalan amatör balıkçılar, biraz önce denizde alabildiğine ıslanan köpeklerin sandal gölgesinde miskinliklerine bakıp bir yerlere dalıyorlardı yakalamaya çalıştıkları balıklardan önce.
Salgılan ey mutluluk hormonum yoksa kendimi 2'ye böleceğim. Hangi düğmeydi bu, nereye basmam gerekiyordu? Aşka mı yalnızlığa mı?
Dünyanın tüm dertlerini 2'ye koysak, sallasak sallasak, köpürse; yazının kısa olduğunu düşünüp tekrarlasak: Dünyanın tüm dertlerini 2'ye koysak, sallasak sallasak, köpürse; ne kadar okunur bu yazı?
Biz, kışı da severiz; onun getirdiklerini de. Ama, kuşlar üşümesin, çocuklar üzülmesin asla. O zaman hayallerimiz de üşümez, bedenlerimiz de… Buğulu günlerimize bereket yağsın gökten. Sobamızın nefesi sıcak, çaydanlığımızın buğusu bol olsun…
Ankara, 29.12.2011 İ.K
Gün ışığının gözleri aydınlattığı gibi, çayın şuası da sözleri aydınlatır. Buğulu iklimlerde sohbet, daha bir kavi daha bir içtendir; engine açılmış bir yelkenli gibi süzülür gider. Çayın zarafeti, muhabbet edenlerin hâletlerine yansır. Mecliste, hodgâmlığa , kabalığa yer kalmaz. Nezaket ve nefaset ıtırı yayılır çayın buğusuyla beraber.
siz değerli okurlarıma kaleme almış olduğum bu yazımda insanı anlatmaya çalıştım sizlere faydalı bilgiler verebilmenin gayretine girmiş bulunuyorum umarım satırlara döktüğüm cümlelerimle bunu başarabilirim.
Elimde bir tohum... Tarlam kıraç. Su çok uzakta. Gölgesine sığınacağım bir ağaç yok. Ben kendi gölgeme sığınıyorum. Elimde bir tohum var; başımda kızgın güneş... Avuçlarıma su verecek kimsem yok. Bir bulut görmese de gözlerim bir dere gibi bakıyorum. Yüreğim su gibi akıyor. Gönlümü serin tutmaya çalışıyorum. Küp küp
Ve insan sana binlerce kez teşekkür etmekten başka gelmez elimden bir şey.
Onca sene yaşamana rağmen öğrenemediğini, bana kısa zamanda öğrettiğin için.
Yalnızca,
Teşekkür ederim...
Son sürat, gevşemeye izin vermeden, canlılara has bir duruşla, bir şeyleri heba etmeden. Hız yolun en güzel kısmı, koşuşturma bitmek bilmeden. En gereksiz, en dokunaklı, bir uçurum kenarında ya da bir başlangıç çizgisinde!
Zaman, her şeyin ilacı olan zaman, türlü bahanelerle ızdırapları çoğaltan zaman, acıttığı kadarda acıyı dindiren zaman bence en büyük günahkar sensin şuan...
Kalbin lime lime parçalanırken kanar benliğin, ruhun dönmek ister sonsuzluğuna, tırnaklarıyla ona tutunur bedenin. Acıları gömmek için çukurlar kazarsın içinde, birbirinden dayanılmaz aldığın her nefesle. Ah, yaşamak!..
Çekip gidesin gelir; bırakıp ardında zalim, yalancı, açgözlü, bitmez tükenmez oyunlarıyla bu fani hayatı. İlla ki daha güzeldir, deyip,
Her yağmurlu günün sonunda, belirir farklı ve gri boyalı gemi. Farklı olsa da aynıdır, söylenen sözlerin benzeri. Bu karmaşık olmayan ve dünyanın ayrı rotalarındaki iki buz dağının parçalanmasına eşdeğerdir. Görünen ve görünmeyen, yollarda iz süren ve baharda tazelenen..
Tüm insanlığın ilk evi olan Kâbe (Beytullah)yi bir düşünelim.. Yeryüzünde insan eliyle yapılmış en sade, en yalın küp bir ev ve içinde neredeyse hiçbir şey yok. Ne ölümsüzlüğe soyunmuş bir firavunun, ne de bir peygamberin mezarı..
kendi başına dünyanın pusularına direnen sporcu o. o bir savaşçı. dövüşmek hayatla tek konuşması. sözleri yumruk gibi, tekme gibi. beden dilini konuşturan bir sporcu o. elleri ve ayakları yürek çarpması gibi. vurdukça elleri ve ayakları hayatın pusularına sisler dağılmakta.
Hiç uyanmayan bir ülkenin nöbetteki çocuklarıydık biz. Asiydik, heyecanlıydık, haklıydık kendimize göre.
Kendimize gerektiği kadar zaman ayırmadığımız gibi bir düşüncem var. İnsan başkasına karşı olur da, kendisine karşı da cimri olur mu. Başka bir kaynaktan bilgi aldığımızda, Amerika” yı keşfetmiş gibi seviniriz. Oysa gerçek hemen yanıbaşımızda.
Ahmet Ümit