Mutluluk Maratonu
İçimizde dopdolu bir yaşam özlemi, bir yanımızda hapsolmuş duygular, prangalı ayaklarımızla mutluluğa koşarız ecel kulağımıza hadi gidiyoruz diye fısıldayıncaya kadar…
"Bugün 23 Temmuz 2026, saat 08:00. Dünya hâlâ yerçekimine inanıyor, ben de kahveme." – Franz Kafka"
"Bugün 23 Temmuz 2026, saat 08:00. Dünya hâlâ yerçekimine inanıyor, ben de kahveme." – Franz Kafka"
İçimizde dopdolu bir yaşam özlemi, bir yanımızda hapsolmuş duygular, prangalı ayaklarımızla mutluluğa koşarız ecel kulağımıza hadi gidiyoruz diye fısıldayıncaya kadar…
Neyse sözü fazla uzatmayayım.
Her gönül çiçeğinin yeni yılını kutlar, sağlıklı ve huzur dolu bir yaşam dilerim,sıhhatle...
Kendin ol, sevdiğini üzme, ülkeni sev, taraf seçme, çözüm yarat ve asla yenilgiden korkma...
Gözler yaşarmadıkça gönüllerde gökkuşağı oluşmaz. der J.V.Cheney . Gökkuşağı, yağmur damlaları ve güneş ışınlarının birlikte oluşturduğu bir görsel şölendir. Öyle bir şölen ki seyredenleri büyüler; iki nokta arasında nefis bir bağ, köprü oluşturduğu düşünülür.
Yalnızlığın sevdikleri: Mustafa, Kader, Kemal, Attila, Can, Nazım, Sabiha, Pablo, Nietzsche, Locke, Nesimi, Edip, Frida, Uğur, Adnan, Kazım, Özdemir...
Bir de şu kan düşmeseydi yeryüzüne bu bayramda...Bir de ağlamasaydı çocukları savaşın ne güzel olurdu...Bir de şehit evi sızılar dillenmeseydi ana yüreklerinde...
Yaşamayı akrep ve yelkovanın koşuşturmasından taklit ettik, bazen ileri gittik bazen geri kaldık, başa baş gittiğimiz de oldu. Duymaz, görmez, söylemez olduk.. kendini duy, kafandaki tıkırtılara kulak ver..
Kendinden bir kaçıştır Hayat, acımasız, amansız bir yarış.
Gerçeği görmezden gelmektir, ölümsüzlüğe yakarış...
El çabukluğu, kazanma hırsı ile kul-kölelik etmektir...
Unutmaktır Hayat, içindeki saflığı, mucizeyi...
Şehirlerin de kapıları vardır, hanelerin de ,mahpushanelerin de . Kiminin yüzüne kapanır kapılar, kiminin üstüne. Yıllar geçer açılması için bir daha. Kapılar vardır eşikleri kutlu. O kapıdan içeriye adım atabilenlere ne mutlu…
İnsan kendisiyle konuşmaya başladığında kimseyi duyamayacak kadar yalnızlaşır.
Güleriz, konuşuruz, yemek yeriz, düşünürüz ama bu işlemler için bir çabamız yoktur. Ufak bir gülümseme için dahi yüzümüzdeki onyedi kasın aynı anda çalışması gerekir. Bunlardan birinin çalışmaması gülmeyi farklı bir yüz ifadesi haline dönüştürür. Sahip olduğumuz bilinç ve zekaya rağmen, bu işlemler tamamen bilgimiz dışında oluşur.
Bir süredir meraktaydım; çekim yasası gibi konular binlerce yıldır sır olarak saklanmıştı ama bir anda tüm dünyaya yayıldı. Bir kitapla sır açıklandı, filmi yapıldı, başka kitaplar ve filmler bunu izledi. O kadar özenle insanlıktan saklanan bilgi, ne oldu da hiçbir engellemeye maruz kalmadan yayıldı?
Yararsız işlerle uğraşmak, dinden uzak cahiliye toplumunda kullanılan ifadesiyle "zaman öldürmek" insanların çok yaygın yaptıkları bir davranıştır. Ancak mümin, Allah’ın lütfettiği vaktini, yine O’nu anarak, yarattıkları üzerinde derin düşünerek ve O’nun dinine hizmet ederek geçirir.
Beyin planladığı intiharlardan sağ çıkmayı nasıl başarıyorsa. yüreğinde diplere çakılması olası...
Hayat hakkında, doğumdan öncesi ve ölümden sonrası hakkında nerdeyse herşeyi bildiğini düşünen insanoğlunun, var olduğundan beri acıtan, üzen, kırıp döken yaşamı olması ilginçtir. Bu kadar çok şey biliyorsak neden acıyı sonlandırmıyoruz?
kuyuda tutarsın düşünceleri
..........Ümit olur bazen gözyaşın, akıtırsın birer birer
..........Bu yalan dünya kime kalmış kalacak dersin
..........Korku mu ürpertir seni tedirginlik mi çözemezsin
..........Bildiğin bilemediklerine ters gelir akamazsın akman gereken yere
Gece otobüsünde, uzun yolda eski bir şarkı çalarken, ölümsüzlük üzerine derin bir düşünce: Unutulmamak, nefes almaktan daha önemli. Herkes bir şeyler "olmaya" çalışırken, geride ne bırakacağını düşünmüyor. Oysa hayatın gerçek anlamı belki de budur - ölümden sonra bile hatırlanacak bir iz bırakmak. Çünkü bazıları gerçekten ölmez.