Kent Işıkları
Kalmadı kentin dağarcığında güzellik,estetik ve kaygı üstüne hiçbir şey. Baştan aşağı beton yığını sevimsiz ,ucube yapılar doldurdu kenti; nefes alıp veremez oldu.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Kalmadı kentin dağarcığında güzellik,estetik ve kaygı üstüne hiçbir şey. Baştan aşağı beton yığını sevimsiz ,ucube yapılar doldurdu kenti; nefes alıp veremez oldu.
Bir savaş koptu! Sonrası yok bu alevde parçalanmanın. Bir mutluluk bedene dokundu.. Öncesi yok bu karlı havada kaybolmanın..
Film izliyoruz 3 yaşındaki çocukla, bana bu anılar eşlik ediyor...
Zaman ne çok geçmiş diye düşünüyorum ne çok yaşamışım, ne çok yaş almışım ve ne çabuk geçmiş ve ne büyük bir hızla..
Spor toplumun sosyal ihtiyaçlarından biridir.Ülkemizde spor yapmak,maalesef,bir ihtiyaç olarak görülmemektedir.Türk insanı spor yapmıyor,spor yapanları seyrediyor.
Yanakları sararmış yapraklar gibiydi
Elleri kurumuş topraklar gibi
Sen ilkbaharda solan çiçek misin be gülüm!
Yerine ve adamına göre bir İstanbul beyefendisiydi. Türkçesi su gibi akıcı ve duruydu. Kelimelerini hep özenle seçerek konuştuğunu sanırdınız, oysa o hep nazik, hep saygılı, hep mütevazı ama tevazuun altına sakladığı bir bilge kişiliğe sâhipti...
Zeytincilik yaygınlaşmadan önce buralar bağcıydı. Şimdi zeytin ormanı misali, boş bir kara parçası kalmamacasına zeytin ağaçlarıyla kaplı. Adını taşıyan asmalardan bir zamanlar altın sarısı üzümler sallanırdı. Bağ bozumu küfelerle tozlu arazi yollarında taşınırdı. E kolay mı? Az mı beklendi? Bağlarda çardaklar kuruldu, tilkiler çakallar kovuldu. Eskiler anlatır, o
Aşağıdaki satırları parmaklarımdan döküldüğü gibi gönderiyorum. Üzerinde hiç düzeltme yapmadan, hiç oynamadan gönderiyorum. Aklımdan parmaklarıma fışkıran ne varsa yazacağım. Biliyorum, yazdıkça içimdeki birikmiş huzursuzluk harflerin ışıltısıyla uçup gidecek. Biliyorum, yazdıkça kuşlar gibi kanatlanacağım. Biliyorum, yazdıkça kendime biraz daha yaklaşacağım. Bu bana msn mesajları dizisi biçiminde gelen hoş bir
Karların arasında alevlenip parlayan, gökyüzünde yaşamını saklayan, fırtınada ağlayan, yalnız yerinde aralıksız ışıldayan..
Matemi saklamak zordur. Belli olur, keder saklayamaz duygularını belki de gerçek budur.
Seni sen yapan, rüzgara aldanmaktır. Seni alıp götüren, eski bir hatıradır.
Bugün iniltilerin yeniden duyuluyor. Bir çağlayan
İnsan, psikolojisi gereği hayatının hep tek düze olmasını yani hep iyi ve olumlu geçmesi hayali ve
beklentisi içindedir. İnsan genelde mutsuzluğu, stresi, bulanımı, sıkıntıları ve sorunları kendine
yakıştıramaz. Özellikle bunlarla mücadelle karşısında insanların yaşadığı yetersizlik duygusu, insanın
en zayıf ve acınacak halini
Adamın biri ayrıldığı sevgilisine duyduğu aşkı anlatmak için yazmaya başlamış, o kadar güzel anlatıyormuş ki bu aşkı, yıllar sonra çok ünlü bir yazar olmuş.
Yalnızlığın kokusu bizi uğurlayıp sessizce kapanırdı, bir sonraki ziyarete kadar...
Ya da kesişme noktasında durduğunuz an o kadar kısa olacak ki belki onu fark etmeyeceksiniz bile. Sürekli olarak bir şeyleri kaçırdığınız ya da unuttuğunuz hissi yakanızı bırakmayacak. Aslında bunlar, sizin, kendinize kurmuş olduğunuz pusulardır.
Baş olma sevdasının moral değerleri aşındırdığı günümüzde, her koşulda , hiçbir dünyevi çıkar uğruna eğilip bükülmeyen adsız kahramanların selamı da kelamı da baş üstüne diyerek “baş” ile ilgili dilimize yerleşmiş; sözcük, söz grubu ve deyimlerden müteşekkil bir sözcük geçidiyle baş başa bırakıyorum sizi.
Öğreniyorum yaşamayı, hala, lakin ders almıyorum, ruhuma sarılmışım, sıcacığım.
Düşündü. Bir ocakta fokurdayan demliğe baktı, bir de az ileride ağzına kadar dolu bekleyen çöp tenekesine. ‘Altı üstü bir bardak çay değil mi?’ dedi içinden el arabasını özenle park ettikten sonra oturdu kaldırımdaki tahta iskemlelerden birine....
İnsan kendisiyle konuşmaya başladığında kimseyi duyamayacak kadar yalnızlaşır.