İçim Boşalıyor Sanki...
“susalım” diyorum bu defa benim olan sesin, benim olan gerçekliğiyle…
Bazen susmak gerekirmiş…
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
“susalım” diyorum bu defa benim olan sesin, benim olan gerçekliğiyle…
Bazen susmak gerekirmiş…
Amasra... Bir balık lokantasındayız.Babama sarılmışım, tüm şımarıklığımla ve hiç büyümemişliğimle.Yüzümün hüznünü bir tek ben anlıyorum bakınca resme....
Sen ve ben… Asla kutsayamayacağız ne yaşamımızı ne ölümümüzü…
O yüzden haydi devam edelim yaşamaya, yaşamanın oksijen ve karbondioksit boyutunda!
Ölülerime ağıtlar yakarak geçiyorum hayatın (bildiğimi sandığım, ama aslında bir insan eli kadar yabancı) yollarından…
Uzayıp kısalan bir yolda kimi azlığıyla ,kimi de elinde bir yiyecek bile olmadan ilerliyor... Azlığımız büyüklerimizin nasihatları ... Bu azlığı küçümseyenler ise aç karnına yolda ilerlemeye çalışanlar...
Yanıtlarınızı önce kendinize okuyun yüksek sesle..Gerekiyorsa bağırın sonra avazınız çıktığı kadar !
...Her ne kadar karışıkta olsan, zaman zaman beni bir o yana bir bu yana uçursanda… SENİ SEVİYORUM HAYAT!!!...
Spinoza der ki, insanın tutkuları olmaması olanaksızdır, ama belki adam, ruhunda o kadar mutlu düşünceler yaratır ki, tutkuları bunların yanında pek küçük kalır...
An!..Ben doğar doğmaz suya bırakılan bir ‘an’ım. Binlerce metre yüksekte bir kaynaktan, göllere ve denizlere varırım. Bir molekül olup, hemcinslerimle o bütünü oluştururum.
İnsanın sevdiği bir kişiyi kaybetmesi muhakkak üzüntü vericidir. Kim ne derse desin, acı duymamak olanaksızdır. Ateş, düştüğü yeri yakar. Diğer bir deyişle, ateşin düşmediği yerler ise yanmaz. Daha açık ifade ile, ölüm olayında, herkesin üzüntü duyması sözkonusu değildir. Ancak, üzülüyor maskesini takmak yolu ile, üzülenin yanında olmak istenir.
Sevgili okuyucularım şimdi bir deney yapacağız sizlerle.Bu deney bâzı gerçekleri anlamamız için oldukça lüzumlu
Kendimi yeşillikler içinde buluyorum. Nane, maydanoz, tere, kıvırcık… Köylümün dağlarının otları; hardal, çıtlık, madımalak buram buram bahar kokuyor, köy kokuyor. Salatalıkların üzerine yerleştirilmiş bir yazı dikkatimi çekiyor “Köylü”
Yaralarım içimde büyüsün, boşluk açmasın
diye çabalarım ... Bilirim ki, açılan boşluklarımı açanlar
geri gelseler bile, dolduramazlar açtıklarını,
silemezler yüreğimdeki kendi izlerini....
En zoru boşlukta kalmak...
Boşu boşuna yaşamak,öylesine bakmak doğaya,amaçsızca yürümek sokaklarda...Bir amacın olmadan,bir sevdiğin olmadan yaşamak ne acı...
Bir davan olmalı şu hayatta,en azından bir amacın, o da yoksa bir sevdiğin olmalı...
Oysa bir kentin gelinlik kızlar gibi alımlı,çekici ve kışkırtıcı olması gerekmez mi?
Şebnem İşigüzel