Platonik
Seri katillerin körelmis duygularına sahip ruhumun, çocukluğumu yırtarak yüzüme haykırışını yine görmemezliğe geldim. Yaşanmamışlıklar yaşanmalımıydı kestiremiyordum...
"Yazmak, aslında kendi kafandaki sesleri susturmanın en gürültülü yolu." - Neil Gaiman"
"Yazmak, aslında kendi kafandaki sesleri susturmanın en gürültülü yolu." - Neil Gaiman"
Seri katillerin körelmis duygularına sahip ruhumun, çocukluğumu yırtarak yüzüme haykırışını yine görmemezliğe geldim. Yaşanmamışlıklar yaşanmalımıydı kestiremiyordum...
dilimden çikan ilk sözcük anne....ve ardından gelen sahip oldugum iki güzel kavram aynam ve o
Sıcak bir çay ısmarlıyorum kendime../Annem tatlı yapmış..Canım çekmiyor.. /Turuncu bir yalnızlığa karışıyor düşlerim.. ‘China Oil’ denen bir şey getiriyor annem../..
Bir gün size ahlaksız bir teklifle geleceğim elimde papatyalar, teklifin ahlaksızlığına inat dünyanın en masum, en aşk dolu çiçekleriyle...
Ve artık bıraktım yıldızlara koşmayı, öğrendim kadere bağlanmayı… Artık acı benim, sadece benim acım… Bir çift yeşil gözle başlayan hayallerim, yine o bir çift yeşil gözün gururumu kırmasıyla söndü…
"Karar verdim, sarıyı seveceğim.
Sarı gülü, Sarı kediyi, Sarı papatyayı...
Yeni bir sayfa açıyorum.
Lise sıralarında başladığım, yazma tutkuma, devam ediyorum.
İlham gelse de,
Geceleyin, tam da kendini iyi hissetmediğin vakitlerde camdan gökyüzüne bakmak, belki içinden de olsa bazı şeyleri sorgulamak istersin.
Böyle olmalıydı hayat diyerek hazırlanmış düş krokileri bulunuyor yüksek rakımlı, az bakımlı evlerde. Hafızalara kazınmış kaybedişler. Gözaltında kaybolmuş bir kozmetik ürünü hayat. Sürersin, gömersin geçer gider..
Sen benim gibi olma sevdadan yana.Bırak ben yazayım yine içimde tepinen her kelimeyi sana. Yaslanıp gökgürültüsü büyüten gecelerde uykularına, bırak ben kendimi yine kandırayım bana yakın olmayan her uzaklığına...
Çıkmak ben de istiyorum ama kırmızı başlıklı kıza elmayı yediren kötü büyücü beni de feleğin çemberinden geçireceğim diye kandırdı ve bu kuyuya attı “ demiş.
Rivayet odur ki, gökkuşağının yere değen ucunda bir altın para varmış…
Bir yıkımdan sanık sevgiye verilen mahkumiyetin kayıtlarını anlatıyordu O ve saplarını alüminyum folyoyla sardığı kırmızı karanfiller satıyordu bir kadın..