Sarı Papatyam
“Yüzüme dokundu. Bunlar ne” dedi. Konuşamadım…
Sevgimin hasretime eklenen imkânsızlığını söyleyemedim...
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
“Yüzüme dokundu. Bunlar ne” dedi. Konuşamadım…
Sevgimin hasretime eklenen imkânsızlığını söyleyemedim...
Sıcak bir çay ısmarlıyorum kendime../Annem tatlı yapmış..Canım çekmiyor.. /Turuncu bir yalnızlığa karışıyor düşlerim.. ‘China Oil’ denen bir şey getiriyor annem../..
Hemen hemen içimizden herkesin başını ellerinin arasına alıp gözlerini bir noktaya sabitleyerek hayaller âlemine daldığı olmuştur. Kafamız içerisinde cereyan eden düşünceler imgeler âleminde bir biri ardına yumuşak geçişlerle akıp giderken bazen marazi bir şekilde, ufak da olsa, bir ayrıntıya takılıp kalırız
Dalgaların sesine karışmalı içimdeki sessiz çığlık. Rüzgar, yaprakları suyun üstüne ulaştırmalı bir de sevdaları.
Sheakspear’ı okuttu bize../Tiyatro sahnesinin tozlu perdeleri önünde.. /Ezberim yoktu.. /Elimde kafatası..Ben ona baktım..o bana../O bana suskun..ben ona anlamsız..
Göz yaşlarımı biriktiriyorum...İlerde kendime, sularında çırılçıplak yüzebileceğim bir göl yapacağım..
Zaman iletisi aslında ne dündü ne de yarın ...zaman neydi söyleyeyim mi sana ; sallanır sanılan o bayrağın esintisinde yitirdiklerimizin öyküsündeki karanlık sokakları aydınlatan lamba altlarındaki duaydı..
Günceleri bir kenara atmadan../en sabırsız zamanı çekiyorum içime şimdi../Bu can sıkıntısı nereye kadar../olmadığında../duymak sesini..bir parça gülmek.. binlerce parçaya dağılarak..sen kalmak...
Adeta köprülerle yollarımı birbirine bağlayan,hayatımı diziyorum o ince ipe...
Giderken (gideceğin kesinse) gözün arkada olmasın istiyorsan, gitmeden eksik bir şey bırakma. Geri dönüş yok.
Zamanı yırtan sessizliğin içinde, nerden geldiği belirsiz bir ok hızla saplanıyor yüreğime. Kaçamıyorum, savunamıyorum, gözlerimi kapatamıyorum.
Kendi içinde körebeye tutuşmuşken odalar yarası bir türlü iyileşmeyen kabuklarımız kangrene dönüşmüş çoktan.
Serkan Karaismailoğlu