Yalnızlar Palas
Kendi içinde körebeye tutuşmuşken odalar yarası bir türlü iyileşmeyen kabuklarımız kangrene dönüşmüş çoktan.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Kendi içinde körebeye tutuşmuşken odalar yarası bir türlü iyileşmeyen kabuklarımız kangrene dönüşmüş çoktan.
Bir yürek ne çok sevgiyi barındırıyor içinde...ve bir insan, ne çok insanla özdeşleşebiliyor. Ne mutlu o insana.
Rivayet odur ki, gökkuşağının yere değen ucunda bir altın para varmış…
Herkesin uyuduğu geceyarısı sendromlarında, ayın soyunuşunu izleyecektik gökyüzünün bakirliğine inat / Ay gökyüzünü seviyordu, sen beni. Asildi gece, asildi gece doğumları...
Bir yıkımdan sanık sevgiye verilen mahkumiyetin kayıtlarını anlatıyordu O ve saplarını alüminyum folyoyla sardığı kırmızı karanfiller satıyordu bir kadın..
bekleyen otobüsler gelip geçen durakların önünden...bir sen varsın birde senden dışarı!\_bir desenden fışkıran elli kollu elips.git diymem sana benim durak.yalnızca dur ,AK...
Gökyüzünün kesif gri renkli yağmur bulutlarıyla kararan çehresi, az sonra sökün edecek sağanak yağmurun habercisiydi sanki. Bulutlar arasında başlayan elektriklenmeler gittikçe artmış, ufukta kayıp giden sicim gibi ışık dalgaları bir süre sonra beraberinde göğü yırtan büyük ses patlamalarını getirmişti. Bir orada bir burada, bazen de hemen yanı başımızda
Bir dağ başı yalnızlığı yaşıyor yüreğim... Dağ başı yalnızlığı ölümden beter…Yumruklarımı sıkıyor, avazım çıktığı kadar bağırıyorum.. “SENİ ÇOK SEVİYORUM”
Sesimin yankısıyla çığlar düşüyor eteklerime… Yollarımda karlar, yolları
Ve bir güne sığdıramadığım masum hayallerimle, değiştiremediğim kaderimle, tutulup yaka paça dönmemek üzere bilinmeyene götürüldükten sonra.Kendim değil asla,barış olmak isterdim,masum çocukların ölmediği başka dünyalara....
Tan ağarmaya, gün ilk ışıklarını göndermeye başlarken üzerime, gülümseyen güneş olup doğmalısın günüme ve yaşamalıyım tüm günü gönlümce seninle..
En sevdiğim kadın, diye başlamak istiyorum bazen. Sola yatık yazmamayı öğretmiştiler bana, kalbimin olduğu yöne eğilmedim o günden beri.
Sen benim gibi olma sevdadan yana.Bırak ben yazayım yine içimde tepinen her kelimeyi sana. Yaslanıp gökgürültüsü büyüten gecelerde uykularına, bırak ben kendimi yine kandırayım bana yakın olmayan her uzaklığına...
.....O hep sığ sular gibi yaşadı, iki tepe arasına sığınan koylar gibi sığ, sakin, rüzgarsız. Hiçbir zaman rüzgarla dans etmedi, hiçbir zaman deli dalgalar gibi coşmayı yaşamadı, hiçbir zaman bir koydan bir başka koya taşamadı. O hiç farklı olamadı yaşamı
Pastane çıkışında elinden tuttuğumda, sıcaklığıyla birlikte birkaç susam tanesini de hissetmeliyim.
Serkan Karaismailoğlu