Yazmakla Ağlamak Aynı Şeydir
çok yazdığımı düşünürken bunun acaba bir boşalma mı olduğunu düşündüm. Biriktirdiklerimizin dışavurumu olmalı dedim.
"Yazmak, aslında hayatın kendisiyle alay etmenin en ciddi yoludur." ― Virginia Woolf"
"Yazmak, aslında hayatın kendisiyle alay etmenin en ciddi yoludur." ― Virginia Woolf"
çok yazdığımı düşünürken bunun acaba bir boşalma mı olduğunu düşündüm. Biriktirdiklerimizin dışavurumu olmalı dedim.
Zamanın ve mekânın girdabında kaybolan dimağı arındırıp, dünden bugüne kurulan köprülerin iplerini keselim ki yabancı toprakların bataklıklarında kendine yer edinmeye çalışan Sen’i tanımanın ve anlamanın derinliklerine yol alabilelim.
Sabahın ayazında üşüyor ellerim, buz kesmiş yırtık ayakkabılarımın deliklerinden fırlayan parmaklarım… Güneş bulutların arasından kısık aydınlığını gösterse de değmiyor zamana yenilen ve zamanla ezilen bedenime sıcaklığı… Güneş aydınlatamıyor biriken karanlıklarımı. Ben gözlerimi dünyaya açalı beri gönül heybemde karanlıklar biriktiriyorum. Bu benim tercihim olmasa da hayattan payıma düşen karanlıklardan
Bir anda bir ambulansın sireni, sadece davulun sesini değil, köyün bile nefesini kesiyor. Köye aniden giren yeşil renkli arabaları kimsenin gözü görmüyor. Ambulans saniyeler sonra düğünün ortasına giriyor. Gökyüzü yavaş yavas kararmaya başlıyor. Kuşlar bir anda izini kaybettiriyor. Sonsuzluğa doğru kanat çırpan kınalı kuşlar.. Sonsuzluğun da sonunu hatırlatır
Elimde olsa, hayatımın hangi karelerini silmek isterdim, diye düşündüm bugün...
Bugün geriye dönüp baktığımda bayramların çok sade bir şekilde kutlanmış olduğudur. Yanılmıyorsam asıl özlem duyulan bayramlar değil, yaşanılan o yaş devreleridir. Çocukluk, gençlik çağlarına duyulan özlemin başka bir tarzda ifadesi olsa gerek.B allandıra ballandıra anlatılanlar aslında bayramlar değil çocukluk ve gençlik yıllarının o heyecanları.
Keşke kalbimin bir dili olsaydı da benim anlatmak istediklerimi o anlatsaydı. Dilime, yüreğime o tercüman olsaydı. O anlatsaydı sende olan beni, benim halimi, ve ahvalimi…
Sıcak bir çay alırım kendime bazen ve izlerim onu. İzlediğim çay değildir o an kesinlikle, sıcacık çayın buharında bambaşka şeyler görür ve hayaller kurarım. O ılıklığı içimde hissederim ben, aynı hissi başka nelerin verdiğini düşünürüm. Sonra niye bunları düşündüğümü düşünürüm...
İstikrar, statükoyla karıştırılmamalıdır. Statüko mevcut olanın korunmaya çalışılmasıdır ki, sürtünmenin olduğu bir fizikte böyle bir durum mümkün değildir. Ya yükselirsiniz, ya alçalırsınız. Yerini korumak diye bir şey bizim dünyamızda yoktur.
Mabetler kentlerin münzevi evleridir. Mabetlerin sakinleri ise münzeviler.her münzevinin gözlerinin izi sinmiştir mabedin duvarlarına. Bir bakıma mabet münzevinin fildişi kulesi sayılır. Münzevi bu kulede kendi kendisiyle hesaplaşır, hâlihazırla geçmişin muhasebesini yapar, geleceği tevekkül penceresinden sızan ışığa emanet eder.
Ama tam bağımsız diye bir şey var mı? Tamamen ilkel kalmış ve insanlığın kalanını hiç tanımamış bir iki kabile haricinde dünyada tam bağımsız herhangi bir toplum var mı? Mümkün değil!
Yardımsever bir insandı. Liseye geçtiğimizde okul tiyatrosunda oynuyordum. Yurtta kalıyordum. Hafta sonu olduğu için yemek olmazdı. Paramız da bitmişti. Yanımda tiyatroda beraber rol aldığımız Murat Özsoykal arkadaşım vardı. Beraber, Güzin Hocanın evine gittik. Hocam, biz okul tiyatrosundayız. Prova için kaldık. Yurtta kalıyoruz. Ama yiyecek bir şeyimiz kalmadı. dedik.
Zorlaştıran bizler kolayı istemeyiz..ucuza satılan malda bir eksiklik ararız; en pahalısı en iyisidir ya…
Düşünce sistemi hep böyle işler... Herkes beğeniyor diye beğeniriz müzikleri..anlamasak ta yabancı müzik müptelası olup hep hayran oluruz yabancılara..kendi vatanımızı değil de hep başka ülkelerde yaşamayı zenginlik sayarız..
Özeniriz işte
Yağmur tanesi kadar saf ve temiz doğar insanoğlu.. Daha dünyaya ilk merhabasında yaşlar akar gözlerinden tıpkı yağmur gibi. Dokuz aylık anne hasretinin sona erişinin sevincidir kimbilir. Belki de bir bilinmeze gelişin tuhaf korkusudur.
"Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!"
Bakara-152
Aldatanla aldatılan daha cümleler kurulurken el değiştiriyorlar...Bu ne biçim duyumsama!