İçimdeki Dilim - 1 -
Yasakları daha çabuk öğrendik çünkü!Bu yüzden meyillendik yasak aşklara...Olsun ya!.. Kime ne? Bir kuş o!Tutulabilir mi hiç?Aslında ömrümüz aşk denen kuşun....
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
"Bu kadar çok kitap yazmak için yaşasaydım, muhtemelen hiçbirini okumak için zamanım kalmazdı." - Oscar Wilde"
Yasakları daha çabuk öğrendik çünkü!Bu yüzden meyillendik yasak aşklara...Olsun ya!.. Kime ne? Bir kuş o!Tutulabilir mi hiç?Aslında ömrümüz aşk denen kuşun....
Çevre kirliliğinden daha vahimdir insan kirliliği....!!!!
..Hani hep aklınızın yüreğinizin en kuytu köşesindeydi..
'Cinnet Türküleri' ruhla bedenin sürtüşmesinden meydana gelen kıvılcımlar tufanıdır. Yakında kitaplaştırmaya çalıştığım eserden bir şiiri sizlerle paylaşmak istedim. Eğer yorum alabilirsem memnun olacağım. Ancak unutulmasın ki bu şiir kitaptaki diğer şiirve düzyazılarla birlikte bir anlam bütünlüğüne sahiptir. Teşekkür ederim.
İnsan bu kadar içine atmamalı hiçbirşeyi. Bir yerden çıkıyor işte. Benim uykularımda çıkıyor.
Tanımamazlıktan gelen kaçamak bakışlarımız, gerçekleri alabildiğine inkar ediyor.Maskelerimizin yüzümüzde bıraktığı izleri hiç göremiyor isyankar yanı ruhumuzun.
Gözlerimiz bir noktaya odaklanmış,gözlerimiz kör yürüyoruz…
Dünyanın en eski ve köklü milletlerinin başında Türk Milleti gelmektedir.
Çok zengin ve köklü bir tarihimiz vardır.
Tarihte nice büyük zaferler kazanmışız.
Ecdadımıza yeryüzü dar gelmiştir.
On altı büyük Türk Devleti kurmuşuz.
Kıvranıyoruz sancılar içinde.. Çığlıklarımız hapsolmuş ruhumuzun derinliklerinde duyulmuyor. Demir parmaklıkların arkasına hapsolmuş hayatlarımızla, özgürlüğün meşalelerini yakmaya çalışıyoruz. Kelime dağarcığımız yetmiyor duygularımızı haykırmaya.. Suskunluğun pençesinde kıvranıyoruz sancılar içinde.. Mutluyuz; mutsuzluklarımızla..
Bazen öyle gelir ya kaleme saçma sapan , dinlemek isterken anlatmak, susmak isterken konuşmak gibi. Sen gibi ben gibi.
Elimde fener, karanlık bir yol beni bekle hayat, ben geliyorum…
Zifiri karanlıkların yolumu kestiği bu yer,kuru yapraklar ve yalmalayan adımlarımın patika yolda yüreğime verdiği boşluğun sesi…Aynada izlediğim gözaltı mor,hayatı mor aksim geliyor aklıma.
Daha bir severek uzatırız bebek ağızlarına uçlarını...Daha bir anne oluruz yani!..
Ama neticesinde fikren daha bir verimsiz geçmekte. Otuz ikinci baharımın sonlarına doğru geldiğim yer; henüz bir yer düşlememiş olsam da ,olmayı düşleyeceğim hatta gelmiş olmaya razı bile olabileceğim bir yer gibi görünmüyor bana hiç.
Ben en çok kendime güldüm!
Fark etmeden geçmiş zaman; bilemezdim ki…
Toz pembe “kuş hatıralarının” yerine “sivri gün batımları”nı hiç hesaplamıştım.
Sağlık olsun…
Buna da gülünmez mi?