Çikolatyum
Elinden şekeri alınabilen küçüğün aksine büyüklerin içinde yaşayıp, çikolatası verilmediği taktirde de ağlatan bir çocuk üzerine
"“Bazı insanlar hiç delirmez. Ne korkunç hayatlar sürüyor olmalı.” — Charles Bukowski"
"“Bazı insanlar hiç delirmez. Ne korkunç hayatlar sürüyor olmalı.” — Charles Bukowski"
Elinden şekeri alınabilen küçüğün aksine büyüklerin içinde yaşayıp, çikolatası verilmediği taktirde de ağlatan bir çocuk üzerine
Ben en çok kendime güldüm!
Fark etmeden geçmiş zaman; bilemezdim ki…
Toz pembe “kuş hatıralarının” yerine “sivri gün batımları”nı hiç hesaplamıştım.
Sağlık olsun…
Buna da gülünmez mi?
Edep dağlarının zirvesine yürümeyi göze alamayan, ayak tabanlarını kayalıklarda yara bere içinde bırakmayan; ayakta durmak adına parmaklarıyla, tırnaklarıyla taşa toprağa dokunmayan, oralardan nasiplenmeyen, kibir vadiliklerinde konaklamaktan utanç duymayandan edebiyatçı olur mu?
“Olmamı istediğiniz kişi, benden daha değerliymiş ki, siz varolanı yetersiz bulmuşsunuz ki, eskiyi öldürmeye karar verdiniz.“
Bir ayrılık bileti ! bedavadan elime tutuşturulmuş.
Kediye pist dedik, köpeğe hoşt!..Kurban kestik dinsel inançların arkasına sığınıp.Hatta dini yanlış anlayıp domuz bağıyla,silahla,roketatarlarla,uçakla,biyolojik gazlarla ...
Kim bilir, sayfam açılır, okunur, kemiklerim basitliğiyle övünüp “o romanın kahramanı bendim” deyip bildikleri bir umut için sevinirler…
İlk önermem üzerinde fanteziler ürettim.Bir direğe tırmandım tırnaklarımı çıkarıp...Direk çekmedi beni devrildi..Öyle bir yayıldım ki gökyüzünün
Yazmak ya da yazmamak üzerine bir eleştiri...
Güzel değilim sevgili bayan. Karşınızda duran sıfatsız bir ben, ötem yok. Fazlasıyla iyiymişim öyle diyorlar. İyiyim diye geçinmiyorum haşa.
-ki kötüyüm en siyah geceye.
yalan dünya bizi dert sahibi yapmaktan başka başka bir işe yaramıyor. keşke değerlerimizin farkında olsak da huzurlu dünyayı kendi ellerimizle kurabilsek yok etceğimize
Kıvranıyoruz sancılar içinde.. Çığlıklarımız hapsolmuş ruhumuzun derinliklerinde duyulmuyor. Demir parmaklıkların arkasına hapsolmuş hayatlarımızla, özgürlüğün meşalelerini yakmaya çalışıyoruz. Kelime dağarcığımız yetmiyor duygularımızı haykırmaya.. Suskunluğun pençesinde kıvranıyoruz sancılar içinde.. Mutluyuz; mutsuzluklarımızla..
En Güvendiğimiz,Gitmez dediğimiz bile bırakıp gitmedimi bizi...?
Aynada yansıyan görüntümüzdür bize ihanet etmiyecek olan !!!
Yasakları daha çabuk öğrendik çünkü!Bu yüzden meyillendik yasak aşklara...Olsun ya!.. Kime ne? Bir kuş o!Tutulabilir mi hiç?Aslında ömrümüz aşk denen kuşun....
"Acı! Ne kadar da gereksiz bir duygu. Öylesine geçici ve sahtedir ki bu dönen evrenin içinde duyumsayabildiğimiz her acı. Öylesine alaycıdır ki. Hiç bitmeyecek sandığınız acılarınız dahi geçer. Zaman üstümüzden akıp gider bu dönen evrende ve acınız sürüklene sürüklene zaman içinde keskinliğini kaybeder, körelir ve bir süre sonra
Kimliği meçhul sesler ve girdaplar içinde biçare bir görüntü hissiyatı veren sahipsiz ve kimsesiz bir duruşun, ruhun içine hapsedilmiş olan ben, susuyorum.
Önce aynı kitabı okumamız dikkatimi çekti sonra, elleri. evet! Elleri.. buruşmuş, titreyen elleri..
Kaçmak istersiniz her şeyden. Alıp başımı gitsem doğmamış maviliklere, diye mırıldanırsınız. Labirentler koridorlara açılır ve kendinizi aydınlık yerine sote bir holde bulursunuz. Kimsesizsinizdir ve kıvrılan larvalar acınızı arttırmak için yarışırlar. Ilgıt bir ses duyarsınız. Derinden gelen bir türkünün mırıldanmaları kulağınıza dolar.
Kalbine hükmeden kadınlar var bu dünyada.
En zoru başaranlar diyorum ben onlara.
Materyal hayallerini yaşamak uğruna duyguya ait ne varsa unutan, unutmak zorunda bırakılan; hisleri yüzlerinden daha gergin olan kadınlar..