3g Li Ayrılıklar
3 g veya diğer teknolojik gelişmlelerin hayatımıza ilişkilerimize kattığı telaş,görmemişlik,ve karmaşa..
"Kitaplar, zamanın zincirlerini kırar. — Carl Sagan"
"Kitaplar, zamanın zincirlerini kırar. — Carl Sagan"
3 g veya diğer teknolojik gelişmlelerin hayatımıza ilişkilerimize kattığı telaş,görmemişlik,ve karmaşa..
Biz ikinci çayımızı daha bitirmemiştik. Milletvekili olduğunu öğrenmiş bulunduğumuz Şahabettin Yusyuvarlak, kahvehaneye arkasından itiliyormuş gibi girdi. Arkasından adamları…
Ben derin bir nefes aldıktan sonra bu kargaşa sırasında takatım kalmadığı için bir ara gözlerim karardığı için dizlerimin üstüne çöktüm. Tıpkı filmlerde olduğu gibi tombulca amcanın biri
"Rahat ol efendim, rahat ol, hacca da gidersin, Şam'a da gidersiniz, isterseniz Tayland'a bile gidersiniz. Bizler olduğumuz müddetçe bu vatan bölünmez diyorum ya, eşkiya'nın eninde sonunda işi bitecektir.Ordu, millet, sizler, bizler, cemaat, karakol el ele bu vatanı böldürmeyiz.Merak etmeyin siz... "
Olsufyev Nolyadpiç birden gözlerini açtı. Soluk soluğaydı. Korkuyu iliklerinde hissediyordu....
Anadolu insanı, misafirperverliği ve cana yakınlığı ile tanınır. Anadolu insanının bu güzel hasletini suiistimal eden asalakça biri, bir gün kendini “imam” olarak tanıtıp bir köye gider. Hayatta ilk kez, bir imamın geldiğini haber alan köylüler, imamı ağırlamada adeta birbirleri ile yarışırlar.
'Ne mutlu Türk'üm diyene!' diye gerindi ve uyudu.
Hâlâ da uyuyor. Ne zaman uyanacağı da belli değil.
İşte tam da o sırada korkunç bir patlama sesi duydum ve yerimden sıçradım. Bu ses bir bombanın ya da tüpün patlaması kadar şiddetli değildi; ne var ki, tıpkı beklenmeyen bir anda patlayıveren bir balon gibi tedirgin ediciydi.
İzEdebiyat'daki ilk mizah yazım. Türlü sitelerde yayınlanmış başka mizah denemelerim de var. Çok da edebi formatta olmayan bu yazım bakalım yakışacak mı İzEdebiyat'a. Biraz utana sıkıla yayınlıyorum. Umarım yüzümü kara çıkarmaz.
Hayatı "ti"ye alan, zekâ ürünü espriler yaratan Kırşehir'den yaşanmış espriler...
Bay Kuschmann şaşkın , çaresiz Aylin’e bakıyor, söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Sonra beni çağırdı.- söyle bakalım ne diyor bu, neden ağlıyormuş anlat bana dedi. Ben biraz Almanca biliyorum ya başladım tercümeye – wir sind keine Maschine , wir sind Menschen, geht nicht, geht nicht ,( bir an durakladim neydi
Hep düdüklendik ama haberimiz yok. Düdükleyenler belliydi ama anlayan yok. BBG, size anne diyebilir miyim, gelinim olur musun gibi abuk subuk programlar. Bizde sorduk bakalım başbakanımız ve eski başbakanımız bu işe neler diyor...
Ayağa kalkıyorum sakince, ‘ilişkimize bakış açılarımız biraz farklılaşmış bana göre. En iyisi bir süre ayrı kalıp, düşünelim.’ Diyorum büyük bir kararlılıkla. Aferin bana, da ne düşüneceksek? ‘Eşyalarımı toplayayım .’diye de ekliyorum hemen. Kaçamak bir bakış, acaba ne yapacak? Salak Selin, ne bekliyordun ki, adamın fikri, zikri belli. Bu
Çukurova’nın uçsuz bucaksız verimli toprakları üzerinde, tepsi gibi dümdüz alanda kurulu köyünde yaşıyordu Şemsettin. Zaman zaman tuhaf ve şaşkın hareket ve söylemleriyle dikkat çekiyordu. Hatta köyde bu yüzden lakabı Şaşkın Şemsettin’e çıkmıştı. Yaptığı her işinde bir tuhaflık bulunmaktaydı.