Sanki Rüyaydı
-sanki tüm olanlar bir rüyaydı.
artık uyandım veya uyandırıldım.
son telefondan sonra kendimi alıştırmaya dair-
"Herkesin kendi gerçeği varsa, benimki neden bu kadar erken kalkıyor?" – Dorothy Parker"
"Herkesin kendi gerçeği varsa, benimki neden bu kadar erken kalkıyor?" – Dorothy Parker"
-sanki tüm olanlar bir rüyaydı.
artık uyandım veya uyandırıldım.
son telefondan sonra kendimi alıştırmaya dair-
Bir diktatör anıtı yerle bir oluyordu gidişinin ardından,
Sadece ben değil, koca şehir yas tutuyordu...
Masal bitti. Kral terketti rüya ülkesini. Masumiyeti, şehveti, aşkı, nefreti koydu heybesine hazinelerinin eşliğinde. Bilinmezlik bilmecesinin içinde saklı, aslında atılacağını hep bildiğimiz o son adımı attı ilk adıma inat. Bulutsuz yağmurlara, çiçeksiz
Çok değer verilir, çok sevilir, her şey anlatılır, bazen sevgiliden, bazen aileden bile daha yakındır. Dinler her derdini, derman olmak için elinden geleni yapar, kırılsa da küsmez, küsse de uzun sürmez... Kim taşıyabilir bu kadar güzel vasıfları?
Bir hakiki yaren için yazılanlardı.
Bir iç sızısıdır işte yaşadığım…
Vicdanları azapla tanış kılmak zorunda bıraksam da.
Bu muhayyile karşısında zalim olmak korkusunu yaşıyorum.
Arzı mekânın her bir boylamında onca insan yaşarken niye ki…
“Özlediğim...! ” diye haykırırsın rüzgarlara verip sesini. Duyar da belki yüzünü sana çevirir diye. Nafile olduğunu bilsen de sesini rüzgara emanet edip usanmadan seslenirsin. “Özlediğim...!”
..gittin..sevdamın öksüzlüğüne alışabilirim belki ama sesinin uzak yolların sonunda olması acıtıyor içimi..
suskunluğun en büyük silahındı, suskunluğunla vurdun beni..ben alışkınım kendi yaralarımı kendim
sarmaya..asıl acı olan ve kanatan unutulmak asl
Şu anda yazılmış birşey.O yüzden çok nitelikli ya da derinlik sahibi değil.
Sarılıp yatarız birbirimize. Sanki, gece bizi birbirimizden koparacakmış gibi. Sonra, kollarımız uyuşunca ister istemez birbirimizden ayrılırız
Bir dokunuşunun bile titreyen hesapları var gecelerimde.Gözümün önüne gelen her renk siyaha akıyor. Sokak aralarında büyüttüğüm kocaman bir sokak çocuğu oldu bu sevda. Ne çocukluğunu bildi, ne yetişkinliğini. Ellerime bırakıp gittiğin kokun, uçuk maviyle
içimizde boğulan çocuk kimligimizi, daha kabuklaşmamış yaralarımızı, sığdıramadığımız gözyaşlarımızı, cümleleşmemiş çığlıklarımızı, beni işte... en çok da seni "protesto ediyorum" .
mevsimlere karşı korumalı insan kendini..
yalnızlık zamanlarına alışılmaz ama yalnızlık tek dostunuzdur başbaşa kalınca şaşırmadığınız
Aşklar uçarı,maceraperest yolcular gibi gelip konaklayıp, bizi ardında el sallayan hancılar gibi bıraktığında çare ararız içimizdeki boşluğa..
Oğuz Atay