Çıkmaz Sokaklar...
Gözleri parkın girişinde, düşünceleri çıkmaz sokaklarda dolaşırken, serseri kurşun gibiydi yolunu bulamayan.
"Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir. — Cicero"
"Kitapsız bir oda, ruhsuz bir beden gibidir. — Cicero"
Gözleri parkın girişinde, düşünceleri çıkmaz sokaklarda dolaşırken, serseri kurşun gibiydi yolunu bulamayan.
...Sevmek, hayatın şifresini çözen bir anahtar, yaşantınızı anlamlı hale getiren bir tılsım gibidir. Çünkü sevmekle içinize ve ruhunuza pozitif bir enerjinin dolmasını sağlarsınız. Bu sayede ufkunuz öylesine genişler ki, bu güzellik sizden etrafınıza bir
En son bir pazartesi sabahıydı seni görüşüm. Ve bittiği gündü o gün. Bilseydim o gün sana daha çok sarılırdım, kokunu benliğimle tanıştırırdım. Kokuna hasretim, sesine, tenine... En çok da neyi biliyor musun? İyi ya da kötü her anımızda binlerce sevgi sözcüklerini bir köşeye atıp söylediğimiz o "CANOM" kelimesine...
Cinsiyet ayrımı olmaksızın düşünülerek yazılmış,sadece misal olarak bir erkeğin aldatışı,daha doğrusu aldanışı ele alınmıştır.Aldatmak,her iki cins için de, kendine olan saygıyı kaybettirecek güçte bir duygudur.Konu ile naçizane fikirlerimi yazımın içinde bulabilirsiniz.
Artik neredeyse aralik sevdigim.. artik son aylar..
Keske vazgecebilseydim icimdeki su kahrolasi umuttan.. bir gun 'konusacaksin' diye...
Sevginin ölümsüzlüğü…
Sahi ne zaman gerçek olur bu düşünce? Değerinden zaman bir şeylerin yitirdiği anlarda mı? Değerleri değersizleştirmek sevginin ölümsüzlüğünü infaz etmektir.Bu ölümsüzlük; Sevgide erimekle bitmekle;ölmekle mümkündür.
Kravatımı bağlıyorum,ceketimi giyiyorum,şoförümü çağırıyorum.(sende yoksulluk kahve köşelerindeki konuşmalarında mı kaldı)Eşim beni öpüyor sonra işime gidiyorum.Bana imzalatılan belgeleri düşünemiyorum,sahiplendiğim kadın beni şehvete yenik mi düşürüyor diye geçiyor…(bu somut şeyler mi seni hayallere sürüklemiyor,çok tehlikeli hayallere sürükleniyorsun)
Ama dedim ya;Duygularım baskın çıkmıştır mantığıma.Ve eminim;Yüreğimin sesi,hiçbir zaman otorite boşluğu yaşamayacaktır mantık karşısında…
Ben seni kalemlerimde sevdim. Her kağıda "sen" yazan o değerli kalemlerimde sevdim. Bilmezlerdi sen kelimesini, her zaman "benli" cümleler kurardı. Sen geldin kalemim yeni bir kelime öğrendi. öyle sevdi, öyle büyüttü ki içindeki seni, dolup taşarcasına... Bitmez tükenmez bir aşkla taşıdı seni. kaç kez düştü ama pes etmedi...
Elbette, yalnızca ben sarhoş olacaktım şarap içtiğin o kadehi elimde bomboş tutarken. O şaraba deli olan Hayyam’dan daha tutkunum sana derken, elbet ağlayacaktım.
Ben seni sözün bittiği yerde, noktanın netliğinde sevdim. Sözsüz notaların huzurunda yasladım başımı aşkına.
Yüreğimden apansız sıçrayışlar gibi giderken sen, gülümseme değildi o dudağımdaki kıvrım. Öptüğün yerde bıraktığın izindi, gör ve hatırla istediğim...
AŞK a dair bir yazı,hayatımızın vazgecilmezlerinden olan AŞK ıdilimiz dondugunce anlatamaya calısacagım..
Halil Cibranda aynı şeyi söylemiyor mu ?
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil.
Onlar Hayatın kendine duyduğu hasretin oğulları ve kızları
Onlar sizinle gelirler ama sizden değil.
Sizinle birlikte olsalar da size ait değil