Bir Ölünün Günlüğü - 7
Aynı insanlar, farklı zamanlarda neden aynı değiller; konuşmaları farklı, gülüşleri farklı, yürüyüşleri farklı diye düşünüyorsun
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Aynı insanlar, farklı zamanlarda neden aynı değiller; konuşmaları farklı, gülüşleri farklı, yürüyüşleri farklı diye düşünüyorsun
Dağın eteğindeki sakin kasabada, Ali'nin işlettiği bar, sıradanlığın ortasında bir sır kapısı gibi duruyor. Beyaz badanalı evler ve kiremit çatılarla çevrili bu huzurlu yerde, gece hayatına sadece köpek havlamaları eşlik ederken, ikinci el eşyalarla donatılmış bu şirin mekan, kasabalılar için adeta büyülü bir alem. Sisli atmosferi, göz alıcı
Issız bir ormanda kendini bulan birinin zihin bulanıklığı ve kaybolmuşluk hissi içindeki iç sorgulaması. Zamanın ve mekanın belirsizleştiği, gerçeklikle yanılsamanın iç içe geçtiği bu hikayede, kaçırılma şüphesi ve özgür iradeye dair derin sorular yer alıyor.
800 VE 1500 METRE TÜRKİYE ŞAMPİYONUYDU
Yıl 1975. Galip 800 ve 1500 metrede gençler dalında Türkiye Şampiyonu olmuş ve milli formayı sırtına geçirmişti. Girdiği her yarışta birinci oluyordu. Galip büyükler dalında da birinciliklerini sürdürdü. Artık milli takımın değişmez koşucusuydu. Bu güzel insan, Avrupa Şampiyonu olmayı çok
Eski siyah Mercedes, sahibini ürkütücü davranışlarıyla korkutuyor. Kontak anahtarı takılı olmadan çalışıyor, duruyor; adeta içinde öldürülmüş bir ruhun anılarını taşıyor. Şeytan gibi karanlık bir siyahlığa sahip araç, mezarlık yakınındaki köy evinin tekinsiz atmosferinde daha da ürkütücü bir hal alıyor. Sahibi her akşam bir tur atsa da, eski ahırda
Anladım ki, varolmak öyle abartılacak, çok önemli bir olay değildir. Bir yanlışlık sonucunda ortaya çıkmış olan sıradan bir hatadır.
Aleyna ve Burcu Anadolu yakasının gözde mekânında brunch yapıyor. Yüzeyde iltifatlar, altında savaş. İki kadının birbirinden sakladığı sırlar, son iki cümlede havaya uçuyor.
Kupasını kahveyle doldurdu ve paketinden bir sigara çıkardı. Düzeltiyorum, bir sigara daha
çıkardı çünkü bir öncekini daha söndürmemişti bile ve yenisini onun ateşiyle yaktı. İlk dumanı
sertçe çekti ve ellerini klavyenin üstüne koyar koymaz zihninde şimşekler çakmaya
başladı. Görüntülerle dolu bir tünelden
Hava kara dönmüştü. Üşümüş ve acıkmıştım. Beklemekten de sıkılınca çantayı açtım, sucuğu parmak kalınlığında kesip çubuğa sıraladım. Ucunu ateşe doğru yere batırmıştım. Ekmeği de o şekilde. Dilimlemeden ortasından bölerek. Dallar kırılıyordu o ara, sesini duymuştum. Önce boz renkli şu köpek sandım. Sonra gövdesi dışında vücudundan kalanları bir gün
Akşam olmuş düğün melodileri başlamıştı. Önce saz bir giriş yaptı. Galiba Ankaranın büklüm büklüm yollarını çalıyordu. Ekremin tahmini doğru çıktı. Türkü doğruydu. Melodiye org aleti de eşlik etti.
Biraz yağmur atıştırıyordu, motorla eve gelerek, evrakları aldım ve muhtara gitmek için dışarıya çıktığımda, annem arkamdan bağırıyordu,
Akşam olmuş düğün melodileri başlamıştı. Önce saz bir giriş yaptı. Galiba Ankaranın büklüm büklüm yollarını çalıyordu. Ekremin tahmini doğru çıktı. Türkü doğruydu. Melodiye org aleti de eşlik etti.
Adım Anna, Bir kaç aydır bu kasabada yalnız yaşamaktayım, demek istediğim aile üyelerimden hiç biri yanımda değiller.
Ben bir yazar olmak istiyorum ve bunuda sessizlikte ve huzurda bulacağıma inanıyorum. O yüzden işte bu kasabadayım şimdi.
Elara yalnız olduğunu sanıyordu.
Ama ensesindeki ses… gitmiyordu.
Üstelik sadece bir ses de değildi.
Karanlık bir yolda terk edilen Melek, içki ve tartışmanın ardından beklenmedik bir huzur bulur. Gökyüzü ve doğa ona hayatın güzelliğini hatırlatırken, yoldan geçen bir tır şoförünün dikkatini çeker. Hayatın zorluklarına rağmen anı yaşamayı bilen bu kadının hikâyesi, zorluklarla başa çıkma ve her durumda iyilik bulabilme yeteneğini anlatıyor. Gerilim
Ahşap basamaklarda yükselen gacırtılar, sıvası artık iyice dökülen evin üst kat duvarlarını yalayıp geçmiş, kapı eşiğinden sinsice odasına ulaşarak sonunda o derin, tatlı uykusundan uyandırmıştı kendisini. Küf kokan rutubetli yorganın altında kımıldamadan öylece kıvrıldı bir süre daha. Oda içerisinde şuraya buraya bıraktığı kovalara çatıdan sızarak düşen damlaların çıkardığı
Evimizin tek oğluydum!
Zavallı annem, evlenince beni, hanımına ezdirmeyeceksin değil mi, diye her zaman tembihlerdi!