Bir Gün Kaybolursam Anne
Küçük gözlerinden akan yaşlar yanaklarından yavaşça süzülürken içini çekiyordu küçük Sabriye.
"Gelecek mi? Ben henüz dünkü kahveyi bitiremedim." - Franz Kafka"
"Gelecek mi? Ben henüz dünkü kahveyi bitiremedim." - Franz Kafka"
Küçük gözlerinden akan yaşlar yanaklarından yavaşça süzülürken içini çekiyordu küçük Sabriye.
Oynayan çocuklar: Mehmet, Emre, Suna, Hilâl, Ömer, Defne.
(Mehmet, Emre, Hilâl sıraya ya da sandalyelere oturmuş. Mehmet ortada oturuyor ve elinde kitap var. Suna ayakta. Hepsi kitaba bakıyor.)
Baba sevgi ve şefkatini özümsemiş bir çocuk için baba eksikliği, yeri doldurulamayacak bir boşluktu
Onlar bugün bahçede oynuyor. Hava epey soğuk. İyi ki rüzgâr yok. İkisinin de yanakları kıpkırmızı. Eğiliyorlar, çabucak toplar yapıyorlar; uzağa atmaya çalışıyorlar. Buna da çok gülüyorlar. Sonra tekrar eğiliyorlar...
"O yüzdenmi seversin soğuk odalarda uyumayı?Isınmayı öğrenmedin diyemi? Anne koynunun sıcaklığına inatmı yoksa?"
Doksanlı yıllarda Almanya'da çocuk edebiyatı üzerine Yüksel Pazarkaya bağlamında kısa notlar.
Yemek yiyen adamlardan birisi, bıçağın ucunu batırarak alıp örtü sofrasına koydu birkaçını. Bıçakla böldü onları. Beş altı kişiydiler. Hemen yemeye koyuldular. O şeyleri ağzına atanlar, parmaklarını da yalıyordu. Demek ki çok tatlı şeydi o yedikleri. Öyle bir canı çekti ki oğlanın, ağzı sulandı
Kara kışın, canlılara düşmanlığının doruklara çıktığı zamanlardı. Güneş kendini dahi ısıtamıyordu.
Annesinin geç kalıyorsun hadi artık sesiyle uyandı. Duymazdan geldi. Biraz şekerleme yapmak istedi
.Buna annesinin fırsat vermeyeceğini, burnuna gelen kızarmış ekmek kokusundan anladı.
Böyle bir çocuk büyütmelisin;gözleri kan kokmayan,sevdiklerini kaybettiğinde bile yaşatan ve hayatın tüm derslerini senden alan,seni taşıyan...İki eli bir ömür yakanda değil de öldüğünde her gün mezarının başında duada olan..İşte böyle bir evlat yetiştirmelisin gözleri kan kokmayan,yüreği kanayıp kanayıp kabuk bağlamayan ve o zaman kendine gerçekten baba diyebilirsin...
Ve işte o anda bir ses kulağına derinden geldi Önce aldırmadı Ses bu kez bir çığlığı andırınca dikkat kesilmişti:
Gecenin ilerleyen vakitlerinde Yekta bir iç sıkıntısı yaşıyordu. Huzursuzdu. Huzursuz olması, onun uyumasını engelliyordu. Derinden gelen ayak sesleri duydu. Bu saatlerde bakıcılar ahıra girmezlerdi. Yoksa gelenler yabancı mıydı? Amaçları ne olabilirdi? Yekta yine de aklına kötü şeyler getirmedi. Bekledi. Biraz sonra ellerinde sopalarla, iğnelerle üç kişi karşısına dikilince
tüm canlıların en birinci görevi herşeye rağmen yaşamaktır. Yaşadığını herzaman ve her koşulda söylebiliyormusun?
Böyle düşünüp yürürken, ilerdeki otlukta bir geyik gördü. Geyik, arada sırada etrafına bakınıp tekrar ot yemeğe başlıyordu.Geyik, aniden koşmaya başladı.Aynı anda yan taraftaki çalılıktan iki kaplan fırladı. Biraz sonra geyiğin önüne iki kaplan daha çıkınca geyik dört yandan sarılmıştı. Belli kaplanlar geyiği yakalamak için tuzak kurmuşlardı. En iyi
Bana anlatılan masalları dinlediğimde o masalın kahramanıyla değişirdim yerimi.Şimdi her masalın kahramanı benim ve değiştiriyorum tüm masalların sonunu.
Yürekte umut tükenmez, çarpan anne yüreği ise o umut hiç tükenmez...
yeşil yunus doğa sevgisinden doğdu.
tabiatta her canlının bir diğerinin geleceğinden sorumluluk duyması gerektiğini anlatan çocuklar için düzenlenmiş masal...
İstiyorum ki ailem, onlara dayandığımda bir kale kadar sert,sağlam ve güçlü ;üzgünken de başımı omzuna koyup ağlayabilecek kadar yumuşak olsun.Sadece dinlediğim değil aynı zaman da beni de dinleyen , anlattıklarıma değer veren , ön yargıyla yaklaşmayan bir ailem olsun.
Oğuz Atay