Serseri Bir Hayat
içimdeki çocuğu öldürdünüz dünya, toplum, siz
herkes uğraştı büyümem için ve başardı
şimdi bende herkes gibiyim gözleri donuk -yüreği sevgisiz
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
içimdeki çocuğu öldürdünüz dünya, toplum, siz
herkes uğraştı büyümem için ve başardı
şimdi bende herkes gibiyim gözleri donuk -yüreği sevgisiz
Kalbinin derinliklerinde deprem olurken, depremin sarsıntıları midesinde kasılmaya ve gözyaşlarının ardı arkasına akmasına yol açıyordu. Yalnızlık hissiyle kavrulan bedeni bütün uyarıcılara kapalıydı. Gayesizliğinin ötesinde ışıksız kalan kuşlar gibi sağa sola çarpıyordu.
Karanlığımın dibinde şiirlerimi buluyorum; sahte şiirlerimi. Alıp onları boşluğa savuruyorum. Sahte olduklarını hissettirircesine madeni bir sesle yere düşüyorlar.
anlamsız savaşlarımız anlamsız barışlarımız
hükmü olmayan direnişlerimiz
inaatlarımız var
mutluluk nedir diye sorgulamak istedigimizde ise
kısa ve net cevap mutluyum hacı ya oluyor
Aşk, iyi olduğu kadar da kötüdür ve ben kötü şeylere bayılıyorum. Onun içindir ki benim adım aşk. Çünkü ben de kötüyüm.
Gözün baktığı yerlerin, kişilerin ardında neler yatar? Düz, sıradan insanların hikayeleri de vardır. Bakmak değil görmek gerekir çoğu zaman.
bir parkta annesini bekleyen, sokak adamının hikayesi...ve sarhoş kusmukları, naraları, işemeleri
gölgesinde beklenen güzel yüzlü aydınlık kadın...anne
Tam 35 yıldır bu evde yaşıyor, bu mahallede geziyordu. Dile kolay 35 yıl. Cahit Sıtkı Taranca’ nın dediği gibi, insan yaşamı denen yolun yarısı kadar. Kimler gelip geçmişti de bu mahalleden bir tek o kalmıştı mahallenin demirbaşı gibi.
Sizce eski ile yeni kavramlar ne kadar farklı? Ya da gerçekten bir farklılık var mı? Yoksa şimdi olan şeyler daha mı iyi? Peki ya eskisi...
Bir insanın hikayesi. Belki sen, belki de ben bu insan, fakat yazan ben. Seni yazdıysam ve sen seni, kendine bile yazamıyorsan, işte sana sen. Beni yazdıysam ve beni en iyi ben anlatırsam; işte bir kadeh ben.
“Seni buraya bağlayan ne? Sen de gelsene!” diyordu. O’nun ardından gidecek cesareti bulamadım hiç kendimde. Ancak beni buraya bağlayan nedenler ondan sonraki günlerde kafamı kurcalamaya devam etti. İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir, diyordu Marquez. Sahi bizi bu topraklara bağlayan neydi?
Uçurumun kenarındaydım ama uçmayı bilmiyorum, kanatlarımı alıp gitmiştin.
Hadi yeni bir dünya kuralım kendimize.Öyle bir dünya olmalı ki gerçeğine uymayan ama gerçeğini aratmayan...
Sanki bu cehennem ülkesinde hayat onu köşeye sıkıştırmak istiyordu ve köşeye sıkıştırılmış bir boksör gibi ha bire yumruklayacaktı, dengesini kaybettirip onu nakavt edecekti.
"Dün gece -Olağan Şüpheliler-i izledin mi?", "Oğuz Atay'ın günlüğünü
bitirdin mi?" gibi arka arkaya sorulmuş ve tartışma yaratmaya yönelik soru-
lara "Haydi çabuk,sonra konuşuruz" ortak yanıtını vermesine bak
Çalan saatle uyandı. Pencereden sızan ışık çarptı gözlerine. Günlerin uzadığını düşündü. Bir önceki gün de aynı saatte uyanmıştı. Sanki bu kadar aydınlık değildi. Odasının daha çok güneş alacağına sevindi. Saate baktı. Hala vakti vardı. Yatakta biraz daha kalabilirdi. O geldi aklına. O’nun, yaşadığı bu düzenli hayatı görmediğine bir
bazen istemediğiniz bişey en çok istediğiniz şey haline geliyor.elde olmadan bişeyler sizi sürüklüyor ve siz o oluyosunuz.kısaca insan istediği zaman her şey olabilir.
İstemeyerek de olsa doktorun odasına girdiğinde “Neden buradayım?” sorusu vardı hâlâ aklında.