Unutkanlık
Unutmasaydık eğer , bir daha , bir daha ve bir daha … asla sevemezdik...
İyi ki unutuyoruz.
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."
Unutmasaydık eğer , bir daha , bir daha ve bir daha … asla sevemezdik...
İyi ki unutuyoruz.
Bir gün okuldan geldim. Ağabeylerim henüz yoktu. Annem pazara gitmişti. Mutfağa yemek hazırlamak için girdim. Evdeydi. Televizyon izliyordu. Onunla evde hiç yalnız kalmamış olmanın çekingenliği vardı üzerimde. Oysa o benim babamdı. Öylesine yabancıymış ki meğer. Belki bende onun için o kadar yabancıydım. Mutfağa, yanıma geldi. “Sen de aç
Gözlerinize dokunmak istiyorum. Beyninizde yüreğinizde yer edinmek.
izin verin gireyim içeri.
İzin veriyorum girin içeri
Görün beynimin içindekileri
Masada yayılmış yufkalar hala bekliyordu, peynirli börekiçi ve patatesli, kıymalı börekiçi ile birlikte… İçini çekti. Ama, ama ben oturmak istiyorum. Ama, ben kitap okuyup, yazı yazmak istiyorum. Ben yufka böreği yapmak istemiyorum. Hem, hem güneş b
Belediyedeki görevine başlayalı henüz birkaç gün olmuştu. Gelen gidenler, tebrik ziyaretleri, bütün gününü alıyordu.
…bu sonbahar yazamadı sana. Şifreyi çözemedi… Kış geldi… Sonunda olacağı buydu işte.. Tek satırla özetledi:
\- Bütün beyazların suçlusu sensin!.. Şerefine!..
Bu yazı başka bir kişiyi anlatıyor gözükse de asıl kahramanı tam olarak benim. Edebi değeri vardır veya yoktur; çoktur veya azdır farketmez. Sonuçta bendir, benimdir...
Bunu da hiç okumadan yüklüyorum. umarım bu bende bir tarz olmaz, çünkü hata sayısı çok oluyor. Biraz da saçmalıklar oluyor içerikte. Neyse ki öykü adı altında, atış serbest yani. (çok uzun ve akıcılıktan yoksun olmuş gibi geldi bana okuyunca)
Seni seviyormuyum bilmiyorum ama fotoğrafını sevmiyorum. Sevemedim. Ve sevmeyeceğim.
Yaşam sana bir hediye vermedi desem yalan olur Zézé, yaşam sana bir hüzün hediye etti. Senin payına düşen buydu...
Acayip bir yazı oldu bu, vaktin çoksa okumanı tavsiye ederim, vakti kısıtlı biriysen zaman kaybından başka bir şey olmaz çünkü yaptığın. İnanmazsın ben hiç okumadan koydum buraya, boş birşey cünkü. AMA benim!...
Abdullah Harmancı’nın öykü kitabı Ertesi Dünya elimde tramvaya biniyorum. Eve en kolay, en kestirme, en kısa sürede ulaşmayı düşündüğümde hep tramvayı kullanırım. Nedense bana hep çabuk ulaşacağımı fısıldayan bir ses tramvay durağını işaret eder.
Akşama yakın bir zaman, hafta sonu; cumartesi çarşı merkezi kum gibi insan
Pink Martini çalan...Önce Latin çalarken, sonra caz, sonra da alçak gönüllü bir Japon ezgisi çalışıyor... “Kikuchiyo to Mohshimasu” ezginin adı...
Yarım kalan bir gündüz düşü ile gece yalnızlığının hüzünlü
öyküsünü yazmaya başlamış, bir düş, bir yalnızlık
şarkısını söyleyen küçük kadın.
Kimse tarafından sevilememek ihtimalinin yarattığı bunalımla örttü üstünü ve uykuya daldı. Ama bu her zamanki uyku halinden daha farklıydı. Bilincinin açıklığını hissediyordu. Sadece bedeni sessizliğe gömülmüştü. Dışarıdan bakan biri uyuduğunu sanırdı. Ama içerideki kişi uyumadığını biliyordu.
Sabah kalktığımda kendimi hemen dışarı atmak hissiyle yanıp tutuşurken , o engel oluyor bana.Kim mi ? O işte.
Elinde ki hançeri yüreğime saplasa kanımın bile akmayacağını düşünüyorum . Niye mi ? Akmayacak işte . Sokaklara çıkıp haykırsam “katili
Engin Geçtan